<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724</id><updated>2012-02-17T02:20:43.857-08:00</updated><title type='text'>Köşe Yazılarım</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>42</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-770261140616234202</id><published>2012-01-11T21:54:00.000-08:00</published><updated>2012-01-11T21:58:56.491-08:00</updated><title type='text'>Güneş Gazetesi Köşe yazım</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Dl8AwDScwn8/Tw52eVX-YLI/AAAAAAAAELQ/aF7WRPfngqU/s1600/100_1006.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-Dl8AwDScwn8/Tw52eVX-YLI/AAAAAAAAELQ/aF7WRPfngqU/s200/100_1006.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696620842176110770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;                                                 ANNENİN  ÖZGÜRLÜĞÜ&lt;br /&gt;               Öpmeye kıyamadığımız küçücük eller; eteğinizden çekiştiriyormuş gibi gelmeye başladığında,   “Özgür olamıyorum” Diye düşünüyorsanız, sorunlarınız var demektir. Çocuk sahibi olup, kucağınıza bebeğinizi aldıktan sonra, ya da eşinizin kucağına verdikten sonra, nasıl bir anne olarak yaşanılacağı eşlerin seçimidir. Gelecekte nasıl bir ruh hali içinde olacağı annenin davranışlarıyla sınırlı değildir. &lt;br /&gt;                Birlikte yuvayı paylaştığınız eşiniz isteklerini peş peşe sıraladığında boğuluyormuşuz gibi oluyorsanız, ilk soracağınız soru,  “Ne oldu da bu hale geldik?” olmalı.             &lt;br /&gt;                “Nasıl oldu da kendinizi bu kadar ihmal ettiniz?” benim size soracağım soru da bu olur.  &lt;br /&gt;               Aslında  özgürlüğünüzün bitişini siz yaratıyorsunuz. Bazı kuralları yerine getirmeden yola çıktınız. Şimdi kurallara bir göz atmalısınız.&lt;br /&gt;               Kendinizi suçlamamalısınız, ama bir kez daha,  karışan yaşamınızı düzene sokmanın sizin sorumluluğunuzda olduğunu kabul etmelisiniz. Böyle devam edip mutsuz yaşamaktan çok daha kolaydır düşünmek, kendiniz için harekete geçmek.&lt;br /&gt;              İsteyerek çocuk sahibi olmak, çocuk gelmeden önce neler yapılacağı bakımının nasıl sağlanacağı düşünülüp konuşulursa sıkıntılar neşeye dönüşür. Bir yetişkin anne babalığa hazırlanmalı. &lt;br /&gt;                 Bazı anneler çocukla tamamen yalnız kalır. Her an bakım isteyen bebek annenin elini kolunu bağlar. Çocuk zamanını doldurur. Birçok alışkanlığından vazgeçmek zorunda kalan anne, haklı olarak bu durumları geçirmeye başlar. &lt;br /&gt;                   Böyle zamanda en büyük desteği eşi olabilir. Aile büyüklerinden herhangi birinin desteği olsa bile eşinden çok daha az da olsa, yardım gören anne; kendini iyi hisseder. Bazen de yardımlaşmalar çok iyi olmasına rağmen özgürlüğü kısıtlayabilir. Özellikle yakın akrabalar bebek yeni doğduğu zaman genç çiftin yaşamına girer. Bunu gençler ister veya istemez, hiç üzerinde durulmadan pek çok şey ortak yaşanır. &lt;br /&gt;                         Yeni Doğumda Aile Büyükleriyle İlişki&lt;br /&gt;                Bu durumda en az anne baba kadar heyecan içinde olan  aile büyüklerine anlayışlı olmak düşer. Ne zaman destek vereceklerini, ne zaman serbest bırakacaklarını çok iyi bilmeliler.  &lt;br /&gt;                  Özgürlük insanın beyninde de yaşanması gereken zaruri bir ihtiyaçtır.&lt;br /&gt;                   Evde bebek bakan genelde annelermiş gibi, genelde beyler  neler oluyor diye seyretmeyi seçmemeli.  Biraz bebekle ya da çocukla annenin dışında birinin ilgilenmesi, anneye güven kazandırır, rahatlama sağlar.  Eşin göstereceği ise hepsinden farklı bir duyguyu yaşatır. &lt;br /&gt;                    Baba, annenin bebek için yaptıklarını sözlerle onaylayarak, emeklerini görebilir, ama yetmez.  Sadece davranışları,  evi için çırpınması da yetmeyebilir. Aileyi dolaşmaya çıkarmak, hafta sonu için kısa da olsa bir program yapmak  her zaman destektir. &lt;br /&gt;                    Anne  birkaç saat kendi kendine kalmalı. Annenin bir çok ihtiyacı vardır. Özel bakımı, dinlenmesi; bebeğin ihtiyaçlarının hazırlığı nedeniyle zamanı kullanması zordur. &lt;br /&gt;                    Bebekle o saati annenin dışında birisi geçirirse, anne kolay alışır. Anne ne yapmak istiyorsa onu yapsın. Bebeğin sorumluluğunu aldığını, bebeğin uyuduğu anda bile baba söylese,  annenin elinden “Sorumluluğu aldım, bebek şu saate kadar bana ait dilediğini yapabilirsin” denildiğinde, anne kendini kuşlar gibi hafif hisseder. Oysaki bebek uykuda da olabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                             Anneler Babadan Destek İstemeli&lt;br /&gt;                   Bunları okuyan sizseniz tatlı bir dille eşinize  ihtiyacınız olduğunu  söylemekten çekinmeyeceksiniz demektir.  Bazı şeyler alışkanlıktır.  Toplumda yaşayan dedeler, ya da sizin babalarınız bebeklerle çok fazla ilgilenemediler.  Bu günkü yaşam içinde, bebeğin bütün sorumluluğunu tek bir eşe bırakmak ileri yaşlarda tartışma konusu olarak karşınıza bile çıkabilir. Zaman zaman bazı şeyleri yapmaktan bebeğinizle veya çocuğunuzla uğraşmayı babaya bırakmaktan; aile büyükleri yadırgasa da  uzak durmamalısınız. &lt;br /&gt;                 Bebeğin bakımını, çocukların sorumluluğunu sağlamak 21. Yüzyıla beraberliğin ve mutlu bir evliliğin yıllarca devam edebilmesinin ilk romantik şartlarından gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-770261140616234202?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/770261140616234202/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=770261140616234202' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/770261140616234202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/770261140616234202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2012/01/gunes-gazetesi-kose-yazm.html' title='Güneş Gazetesi Köşe yazım'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Dl8AwDScwn8/Tw52eVX-YLI/AAAAAAAAELQ/aF7WRPfngqU/s72-c/100_1006.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-5009433586416954751</id><published>2011-12-24T16:02:00.001-08:00</published><updated>2011-12-24T16:05:50.855-08:00</updated><title type='text'>Güneş Gazetesi Köşe yazım Amerika</title><content type='html'>                     AMERİKA ORADA, AMA YÜREKLER TÜRKİYE’DE&lt;br /&gt;              Okyanus ötesinden sizlere bir şeyler yazmak istedim. Güneş Gazetesini okurken adeta gözleri parlıyordu, memleket hasreti çektiklerini anlamamak olanaksızdı.  &lt;br /&gt;              Amerika sözcüğünün yanında büyük sözcüğü eş anlamlısı gibi kullanılmalı. Tuvalet kağıdınızdan tutun masadaki tabağa kadar hepsi dev kadar büyük. Bir lokantaya gittiğiniz zaman şaşırıp da iki kişi için iki kişilik yemek isterseniz bir paketi taşımak zorunda kalabilirsiniz. Amerika’da artan yemeklerinizi güzel bir paket haline dönüştürerek yanınıza verirler. Bazen bir akşam yemeği ertesi günkü öğlen yemeğine de artabilir.  Bizim de gittiğimiz lokantalardan birinde yemeğimiz bir kuğuya, bir ördeğe ve bir çiçeğe dönüştürülerek elimize verildi. Başka bir lokantada masaya gelen Kobi etini elde edebilmek için altı ay süreyle bira ile beslenen dananın eti ızgara halinde masamıza geldiğinde yememek çılgınlık olabilirdi. Okyanus kenarındaki lokantada Japon garsonlar hizmet ediyordu.&lt;br /&gt;                 Amerika’da İngilizce bilmeniz de çok gerekmez aslında, sizin konuştuğunuz İngilizce ile tam anlaşılmanız da hemen hemen olanaksızdır. Neredeyse bir korkuya kapılırsınız, “Ben dil bilmiyor muyum?” diye düşünebilirsiniz. Her zaman devlet yanınızdadır, size her konuda tercüman verebilir. Ehliyet almak istediğinizde kendi dilinizdeki testle de başvurabilirsiniz, konuşmanız ve dili öğrenmeniz için zorlamaz. Devlet yönetimindekiler, kamu hizmeti yapanlar konuşsun yeter. Amerika bu özellikleriyle tabi ki özgürlüğün sembolü olarak görülebiliyor.  &lt;br /&gt;             Buradaki karşılaştıklarınız hepsi kendi diliyle İngilizce’yi karıştırıp konuşurlar. Yani yarı Japonca- yarı İngilizce, Yarı Türkçe- yarı İngilizce bir dille konuşurlar. Araya karışan ve İngilizce olmayan sözcüklerle dil başka bir hale, anlaşılmaz bir duruma gelebilir. Zannedersiniz ki her sözcük sizin duymadığınız, henüz kulağınıza gelmeyen bir İngilizce sözcük gibi sizi şaşırtır. Bu yüzden  kendinize güveniniz kalmayabilir. Üniversitelerde Amerikan İngilizce’sinin ne olduğunu hemen anlarsınız.&lt;br /&gt;                  Bilgi sözcüğünün yanında da Amerika’daysanız gizli sözcüğü eklenmeli. Amerika’da size kimse bilgi vermez. Kimse kendi işi olmayan bir konuyla ilgilenmez. Ne ev işiyle ilgilenirler ne de alım satım vergisi var mı yok mu, ya da bir başka kanun maddesi değişti mi diye düşünmezler. &lt;br /&gt;                  Neye ihtiyacı varsa o bilgiye bir ödeme karşılığı ulaşırsınız. &lt;br /&gt;                  Sizin Amerika’ya gitme, orada eğitim alma, çalışma gibi bir düşünceniz varsa, yolunuz Amerika’ya düşecek demektir. Bilginizin cebinizde olması gerekir. Amerika’da para bilgi ile kazanılır. Birçok Türk tanıyorum Amerika’ya gelmiş yerleşmiş, marka olacak işler peşinde koşan, kazanan ve mutlu olan. Rastladığınızda çok gururlanıyorsunuz. Bilgiye ulaşmanın zor olduğu bir ülkede bilginin gücüyle yaşamak da farklı bir durumu gözler önüne seriyor.&lt;br /&gt;             Biz Türkiye’de bir ev ya da bir mobilya almaya kalksak, gecenin yarısı bile alış veriş yapabiliriz. Ama Amerika’da bir ev almak, evin mülkiyetini üzerinize geçirmek aylarınızı alabilir. Genelde bütün evler kredi boğulması içindedir. Böyle olunca satmak isteyince; kredilerin devredilmesi gerekir. Bazen de kredi üzerine verilen krediler evin fiyatını oldukça şişirmiştir. Ev sahipleri ödeyemediği krediler için evini bankaya bırakabilir, bunu da yapabilmesi için; gerçekten kazanç kapılarının kapanmış olması gerekir. Mutlaka ödeyemeyecek hale gelmiş olması gerekir. Banka ödeyemeyeceğini kabul ederse, satışı uygun fiyatlarla sunabilir. Bankanın evet demesi bu yazışmaların yapılması aylar alabilir. &lt;br /&gt;             Amerika’da elli dolar harcayarak dolabınızı ağzına kadar doldurabilirsiniz. Meyve ve sebze çok ucuz. Kıymanın kilosunu dört dolara alabiliyorsunuz. Bonfile gibi etlerin fiyatları da cep yakmayacak şekilde. &lt;br /&gt;                     Sokaklarında her an ünlü bir konuğa rastlayabileceğiniz Kaliforniya, eyaletlerin içinde en güzeli. Orada neler var, yaşayanlar nasıl yaşıyor, nasıl eğleniyorlar. Hollywood ve Beverly Hills’de Rodeo Driver’da kimlere rastlıyorsunuz. Universal Stüdyolar neler yaşatıyor hepsi meraklanmaya değer.&lt;br /&gt;                           &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-5009433586416954751?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/5009433586416954751/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=5009433586416954751' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5009433586416954751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5009433586416954751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/gunes-gazetesi-kose-yazm-amerika.html' title='Güneş Gazetesi Köşe yazım Amerika'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-47133635369425029</id><published>2011-12-24T15:57:00.000-08:00</published><updated>2011-12-24T16:02:03.459-08:00</updated><title type='text'>Güneş Gazetesi köşe yazım</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-eJp51X87k7o/TvZn0Y7uhkI/AAAAAAAAEC8/pdkzoSsTBJU/s1600/100_1601.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-eJp51X87k7o/TvZn0Y7uhkI/AAAAAAAAEC8/pdkzoSsTBJU/s200/100_1601.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689849328973022786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;OKYANUS ÖTESİNDEN&lt;br /&gt;            En güzel Türkçe sözcükleri buralarda duymak beni çok heyecanlandırdı. Orange County’deki okulda çocuklarla buluştuğumda yüreğim yerinden oynayacaktı.  &lt;br /&gt;İçlerinde hiç Türkiye’yi görmeyenler de vardı, ama  Türkçe konuşmanın keyfini yaşatan çocuklara kitaplarımı imzalamak, onlarla ; şiirler, çizimler, öyküler paylaşmak çok güzeldi, duygulandırıcıydı. &lt;br /&gt;                Bir tatil öncesi çocuklarla oyunlar oynarken kendimi adeta Türkiye’de zannettim. Öğretmenleri ve Müdürleri Berna Korkusuz, Berna Öğüt ve Aysu Hanım isimlerini hatırladıklarımın arasında. Türk okulunda yapılan çalışmalar o kadar başarılıydı ki, daha şimdiden 23 Nisan hazırlıklarına başladılar bile. &lt;br /&gt;                Onlarla şakalar yaptık, öyküler ürettik.  İki dilin önemi bir kez daha gözler önüne serildi. Çok uzakta olsalar da, Türkiye’de neler olduğunun farkındalar. Bütün hayalleri bir gün Türkiye’ye yerleşebilmek, ülke toprağında yaşayıp, çalışabilmek.  Ufukları ve hayalleri çok geniş. Onlarla konuşurken bir anım canlandı.&lt;br /&gt;              Amerika’dan gelip Türkiye’ye yerleşen ailenin çocuklarından biri, Türk okuluna gitmeye başladı. Velisi de ben olmuştum. Türkiye’yi tanıması, uyum sağlaması için destek veriyordum. O küçük çocuk okulla bir geziye katıldı.  Dolmabahçe Sarayını gezdikten sonra bana adeta bir öğüt verdi.&lt;br /&gt;              “Filiz Teyze, siz çocuklar kitap okusun istiyorsunuz.  Öğretmenimiz de çocuklar kitap okuyun, okumuyorsunuz diyor.  Ama bu durumda çocuklar okumaz tabi,” dedi. &lt;br /&gt;                 “Nasıl yani” diye sorarken, küçük çocuğun bildiği bir şey olduğunu düşündüm.  Bana açıklamasını istedim.  “Sizin örneğiniz Atatürk değil mi çocuklar onu örnek alıyor… “dedi. &lt;br /&gt;                  ”Evet örnek alıyorlar da, o zaman okumaları gerekir” dedim. Atatürk’den söz etmesi hoşuma gitmişti de, yanlış bildiği bir şeyi düzeltmek istiyordum. &lt;br /&gt;             Hemen karşı çıktım; &lt;br /&gt;              “Hayır, Atatürk çok okurdu. Nutuk kitabını da yazdı. Bir sanat eseri. Bu gün her genç onu zevkle okuyor” dedim. &lt;br /&gt;               “Yok” dedi çocuk ısrar etti,&lt;br /&gt;               “Biz müzeyi  gezdik. Müzede Atatürk’ün her şeyi vardı. Kütüphanesini de gezdim. Kitaplığı bomboştu. Tek bir kitap bile yoktu.” Dedi. Gözlerim fal taşı gibi açıldı.&lt;br /&gt;             Atatürk’ün  Dolmabahçe’deki dolabında gerçekten tek bir kitap bile yoktu. Ben de gezdiğim günleri hatırladım. Kitaplık boştu. Yatak örtüsü, sabahlığı her şeyi vardı. Küçük bir çocuğa mesaj göndermek istiyorsak, oraya birkaç kitap koymamız gerektiğini yetkililere duyurmaya karar vermiştim.&lt;br /&gt;               Amerika’daki Türklerin hemen hemen hepsi Türk televizyonlarını izliyorlar.  Çocuklar özellikle kadınlara gösterilen şiddetten çok etkileniyorlar.  Türkiye’nin çok eğlenceli olduğunu düşünenler çoğunlukta. Amerika çalışan insanların ülkesi, tatilsiz yapmadan çalışanların ülkesi.&lt;br /&gt;                Kenan Gökoğlu yıllar önce Amerika’ya yerleşmiş bir Türk erkeği, eşi ve  çocuklarıyla beraber Kaliforniya’da yaşıyor.   Yüreği Anadolu’da, Los Angeles’de  kuaför olarak çalışıyor. Amerikalıların gönlünde sadece fırçasıyla taht kurmamış, kültürümüzü de taşıyan sevilen biri olmuş. Kapısını açtığınız anda Türk müziği dinleyerek mutlu oluyorsunuz. İnsanlığı ve Türkiye’yi tanıtması ile çok seviliyor. &lt;br /&gt;              Şirin Peltekçi eşi Corc Peltekçi ile beraber kuyumculuk yapıyor, dürüst ve güvenilir çalışmaları içinde, Kaliforniya’da; İstanbul’u, Bodrum’u anlata anlata turizm elçiliği görevini de üstlenmişler.  Burada yaşayanlar özellikle kuyumculuk işinde çok başarılılar. Yaşanan Ekonomik kriz nedeniyle  altın satışları hemen hemen yok denecek kadar azalmasına rağmen bu işi ısrarla sürdürüyorlar.  &lt;br /&gt;GÜne&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-47133635369425029?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/47133635369425029/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=47133635369425029' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/47133635369425029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/47133635369425029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/gunes-gazetesi-kose-yazm.html' title='Güneş Gazetesi köşe yazım'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-eJp51X87k7o/TvZn0Y7uhkI/AAAAAAAAEC8/pdkzoSsTBJU/s72-c/100_1601.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3251103198037666905</id><published>2011-12-22T15:46:00.000-08:00</published><updated>2011-12-22T15:56:15.536-08:00</updated><title type='text'>yaz kampları çocuk kampı ÇOCUK KAMPLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-UYXIyq-6Rfs/TvPDdwUyPcI/AAAAAAAAECw/EG6lTiNiq80/s1600/2011%2B053.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-UYXIyq-6Rfs/TvPDdwUyPcI/AAAAAAAAECw/EG6lTiNiq80/s200/2011%2B053.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689105670254771650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-lJDeugMbiSA/TvPDc-68ucI/AAAAAAAAECk/YU_nETeciPE/s1600/100_4872.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-lJDeugMbiSA/TvPDc-68ucI/AAAAAAAAECk/YU_nETeciPE/s200/100_4872.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689105656993069506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-H_Aa4jcokK8/TvPDcmhI05I/AAAAAAAAECY/Njb3Nclk8VM/s1600/100_4839.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-H_Aa4jcokK8/TvPDcmhI05I/AAAAAAAAECY/Njb3Nclk8VM/s200/100_4839.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5689105650442359698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;               AMERİKA'DA ARABA KULLANMAK    &lt;br /&gt;     Amerikada ehliyet almak istediğinizde Türkçe test alarak sınava girebilirsiniz. Trafik kurallarını mutlaka öğrenmelisiniz. Avrupa'dan çok farklı işaretlerle karşılaşıyorsunuz. İngilizce trafik kştabıbıb ücresiz tercümesine ulaşmak için beni arayabilirisniz. İstedim ki Türkçe sınava girenler sıkıntı çekmesinler&lt;br /&gt;filiztosyali@yahoo.com&lt;br /&gt;                        ÇOCUK KAMPLARI&lt;br /&gt;Küşltür sanat ve kişisel gelişim kamplarıyla çocuklarınızın dünyaısnı renklendirebilirisniz. Kamp için bizi aramalısınız sınırlı kontenjan. Telefon ile başvurular ancak Mart ayında alınıyor. Mail ile her an basvurabilirisniz.&lt;br /&gt;filiztosyali@yahoo.com&lt;br /&gt;+905336666903&lt;br /&gt;                        AMERİKA ve GREEN CARD sorularınıza &lt;br /&gt;YANIT ARIYORSANIZ ARAYIN GEREKLİ BİLGİYİ VERELİM.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3251103198037666905?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3251103198037666905/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3251103198037666905' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3251103198037666905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3251103198037666905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/yaz-kamplar-cocuk-kamp-cocuk-kamplari.html' title='yaz kampları çocuk kampı ÇOCUK KAMPLARI'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-UYXIyq-6Rfs/TvPDdwUyPcI/AAAAAAAAECw/EG6lTiNiq80/s72-c/2011%2B053.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8615693294945371902</id><published>2011-12-11T23:35:00.000-08:00</published><updated>2011-12-11T23:37:15.534-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-YU71TG3DmLA/TuWu_J9Tk4I/AAAAAAAAECI/Sh1EMfsHkVw/s1600/4--YAZI%2Bcalismasi.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-YU71TG3DmLA/TuWu_J9Tk4I/AAAAAAAAECI/Sh1EMfsHkVw/s200/4--YAZI%2Bcalismasi.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685142504653165442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;      SABA TÜMER’İN  COŞKULU  SUNUMU	&lt;br /&gt;                                           “Her evin ışığı yandığında&lt;br /&gt;                                               Hele bir de gurbetteysem vay halime derdin-Filiz Tosyalı”&lt;br /&gt;                                                          Karıncanın Su İçtiği An Kitabından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Bu gün farklı bir yazı yazmak istedim. Bir güzelliği yaşayıp da yazmamak olmazdı. Yazmasam haksızlık ederdim. Övmesem içimde kalırdı.  İnsan çok uzaklarda olunca; yüreğine dokunan programlardan, kişilerden nedense daha çok etkileniyor…&lt;br /&gt;               Türkiye’de gece sabaha karşı saat 04.24. Bizim saatimiz akşamüzeri Kaliforniya’dayız. Saba’nın doğum günü.  Bu nasıl güzel bir sunum, ne fedakarca hazırlanmış bir program, tatlı bir sohbet. Sanat camiasından inanılmaz haberler. &lt;br /&gt;             Her zaman canlı bir insan Saba Tümer.  Her zaman onunla ilgili yazmak istedim, ama bu günmüş kalemimi çevirmek.  Toplumun sevdiği sanatçıları halkla buluşturmayı  başaran, ne kadar hüzün olursa olsun o hüzne neşe ekleyen bir programcı. Keyifle dinledik yine. Sibel Can’ı bizlere tanıttığı programda biz Amerika’da televizyon başındaydık.  Anne Sibel  Can’ı, sanatını severek, özenerek ortaya seren Sibel Can’ı, güzel Sibel Can’ı evlerimize getirdi. &lt;br /&gt;               Nesrin Topkapı’nın anıldığı, sahnedeki dansının izlendiği program hepimizi mutlu etti.  Dansın nasıl sanata döküldüğünü anlatan Nesrin Topkapı dans öğretmedi, FELSEFE yaptı sahnede. Bütün Türkiye’ye dansın nasıl konuştuğunu anlattı. Her hareketi bir halı dokur gibi bizlere gösterdi. Yabancılara tercüme ettiğimiz dansın hareketlerinin söze dökülmüş hali  soluksuz dinlendi.  Dans adeta şiir oldu. Depremi, rüzgarı, meyveleri yaşattı hareketleriyle.       &lt;br /&gt;              Yıllar önce Nesrin Topkapı’yı izlemiştim. Sahnenin tam kenarındaydım. İlk kez dansın bir sanat olduğunu anlamıştım. O sanata destek veren Nesrin Topkapı’nın çıplak ayaklarıydı, çocuk bakışlarımla o kadar şaşırmıştım ki, Nesrin Topkapı’nın küçük ama el gibi ayakları vardı. Henüz on sekiz yaşındaydım.  Annem dans izlemeyi çok sevmezdi, benim  kulağıma şunu fısıldadı; “Şu küçücük ve güzel ayaklarıyla kazanıyor “dedi. &lt;br /&gt;               Orhan Gencebay’ı  bir sanatçı olarak her zaman her yerde gözlemledim. Bir EDEBİYAT programında  engellilerle ilgili çalışmaya destek veren yayınevlerinden birinin hazırladığı sunumda  efendiliği ile dikkatimi çekmişti.  Ben de davetliler arasındaydım. O günden sonra müziğinin dışında da hayranlıkla izledim. Müzik yaşamına verdiği emekten de öte örnek olmasıydı  hep dikkatimi çekti. Saba Tümer’in programına katılımı heyecan yarattı, Gencebay’da farklı olan,  gizli olan neydi; paylaşımcılığı, sabrı ve sakinliği. Bir sanatçıya  güzel huyun, disiplinin ne kadar yakıştığını bir kez daha gördüm. &lt;br /&gt;                İbrahim Tatlıses’in  şarkılarında güçlü sesi biliniyordu, ama yurt dışında da  muazzam bir ses kabul edildiğini;  Atilla Şereftuğ’dan dinlemiştim.  Atilla Bey Bayramoğlu’nda evimize konuğumuzdu  o akşam. Geç saatlere kadar bize İbrahim Tatlıses’in o muazzam sesinin yankılarından söz etmişti.  “Sevginin Şarkısı” nın daha yeni yapıldığı günlerdeydi.&lt;br /&gt;  İbrahim Tatlıses’i dinliyoruz, bütün yaşadıklarından sonra, döktüğü gözyaşları için. “Orada kal hangi duygudaysan orada kal, susturma gözyaşlarını, rahat edene kadar ağla “ diyorum içimden.  “Bir dakika kendime geleyim”  ona yanıt veriyor sevenleri,  “Sen kendindesin, onlar kendine gelsin, seni ayıranlar”  Şimdi mutlusun, gözyaşların; varsın diye,  korundun diye… &lt;br /&gt;               Tatlı tatlı  ağlamayı da hak etmeli insanlar.  Durduğunda gözyaşların bir soru gönderiyorum sessizce; “Gözyaşlarının dili olsaydı neler söylerdi” &lt;br /&gt;             “Haydi gidelim karayemiş’e&lt;br /&gt;              Elün nişanlısına”&lt;br /&gt;            Eğlence dorukta.  Geçmiş olsun diyoruz yaşlarına karışan gözyaşlarıyla. &lt;br /&gt;             Sevgili Saba Tümer doğum günün kutlu olsun, okyanus ötesine taşıdığın bu güzel program için.  Biz buyuz , bizim sanatçılarımız; şarkılarımız, şiirlerimiz, nağmelerimiz bunlar bizim. &lt;br /&gt;             Şimdi yeni bir romana başlayabilirim bu programın anısına.   &lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8615693294945371902?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8615693294945371902/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8615693294945371902' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8615693294945371902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8615693294945371902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/saba-tumerin-coskulu-sunumu-her-evin-sg.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-YU71TG3DmLA/TuWu_J9Tk4I/AAAAAAAAECI/Sh1EMfsHkVw/s72-c/4--YAZI%2Bcalismasi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-1181693910858252176</id><published>2011-12-10T23:04:00.000-08:00</published><updated>2011-12-22T15:56:15.544-08:00</updated><title type='text'>Güneş Gazetesi Köşe Yazım 10 Aralık 2011</title><content type='html'>      SABA TÜMER’İN  COŞKULU  SUNUMU	&lt;br /&gt;                                           “Her evin ışığı yandığında&lt;br /&gt;                                               Hele bir de gurbetteysem vay halime derdin-Filiz Tosyalı”&lt;br /&gt;                                                          Karıncanın Su İçtiği An Kitabından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;             Bu gün farklı bir yazı yazmak istedim. Bir güzelliği yaşayıp da yazmamak olmazdı. Yazmasam haksızlık ederdim. Övmesem içimde kalırdı.  İnsan çok uzaklarda olunca; yüreğine dokunan programlardan, kişilerden nedense daha çok etkileniyor…&lt;br /&gt;               Türkiye’de gece sabaha karşı saat 04.24. Bizim saatimiz akşamüzeri Kaliforniya’dayız. Saba’nın doğum günü.  Bu nasıl güzel bir sunum, ne fedakarca hazırlanmış bir program, tatlı bir sohbet. Sanat camiasından inanılmaz haberler. &lt;br /&gt;             Her zaman canlı bir insan Saba Tümer.  Her zaman onunla ilgili yazmak istedim, ama bu günmüş kalemimi çevirmek.  Toplumun sevdiği sanatçıları halkla buluşturmayı  başaran, ne kadar hüzün olursa olsun o hüzne neşe ekleyen bir programcı. Keyifle dinledik yine. Sibel Can’ı bizlere tanıttığı programda biz Amerika’da televizyon başındaydık.  Anne Sibel  Can’ı, sanatını severek, özenerek ortaya seren Sibel Can’ı, güzel Sibel Can’ı evlerimize getirdi. &lt;br /&gt;               Nesrin Topkapı’nın anıldığı, sahnedeki dansının izlendiği program hepimizi mutlu etti.  Dansın nasıl sanata döküldüğünü anlatan Nesrin Topkapı dans öğretmedi, FELSEFE yaptı sahnede. Bütün Türkiye’ye dansın nasıl konuştuğunu anlattı. Her hareketi bir halı dokur gibi bizlere gösterdi. Yabancılara tercüme ettiğimiz dansın hareketlerinin söze dökülmüş hali  soluksuz dinlendi.  Dans adeta şiir oldu. Depremi, rüzgarı, meyveleri yaşattı hareketleriyle.       &lt;br /&gt;              Yıllar önce Nesrin Topkapı’yı izlemiştim. Sahnenin tam kenarındaydım. İlk kez dansın bir sanat olduğunu anlamıştım. O sanata destek veren Nesrin Topkapı’nın çıplak ayaklarıydı, çocuk bakışlarımla o kadar şaşırmıştım ki, Nesrin Topkapı’nın küçük ama el gibi ayakları vardı. Henüz on sekiz yaşındaydım.  Annem dans izlemeyi çok sevmezdi, benim  kulağıma şunu fısıldadı; “Şu küçücük ve güzel ayaklarıyla kazanıyor “dedi. &lt;br /&gt;               Orhan Gencebay’ı  bir sanatçı olarak her zaman her yerde gözlemledim. Bir EDEBİYAT programında  engellilerle ilgili çalışmaya destek veren yayınevlerinden birinin hazırladığı sunumda  efendiliği ile dikkatimi çekmişti.  Ben de davetliler arasındaydım. O günden sonra müziğinin dışında da hayranlıkla izledim. Müzik yaşamına verdiği emekten de öte örnek olmasıydı  hep dikkatimi çekti. Saba Tümer’in programına katılımı heyecan yarattı, Gencebay’da farklı olan,  gizli olan neydi; paylaşımcılığı, sabrı ve sakinliği. Bir sanatçıya  güzel huyun, disiplinin ne kadar yakıştığını bir kez daha gördüm. &lt;br /&gt;                İbrahim Tatlıses’in  şarkılarında güçlü sesi biliniyordu, ama yurt dışında da  muazzam bir ses kabul edildiğini;  Atilla Şereftuğ’dan dinlemiştim.  Atilla Bey Bayramoğlu’nda evimize konuğumuzdu  o akşam. Geç saatlere kadar bize İbrahim Tatlıses’in o muazzam sesinin yankılarından söz etmişti.  “Sevginin Şarkısı” nın daha yeni yapıldığı günlerdeydi.&lt;br /&gt;  İbrahim Tatlıses’i dinliyoruz, bütün yaşadıklarından sonra, döktüğü gözyaşları için. “Orada kal hangi duygudaysan orada kal, susturma gözyaşlarını, rahat edene kadar ağla “ diyorum içimden.  “Bir dakika kendime geleyim”  ona yanıt veriyor sevenleri,  “Sen kendindesin, onlar kendine gelsin, seni ayıranlar”  Şimdi mutlusun, gözyaşların; varsın diye,  korundun diye… &lt;br /&gt;               Tatlı tatlı  ağlamayı da hak etmeli insanlar.  Durduğunda gözyaşların bir soru gönderiyorum sessizce; “Gözyaşlarının dili olsaydı neler söylerdi” &lt;br /&gt;             “Haydi gidelim karayemiş’e&lt;br /&gt;              Elün nişanlısına”&lt;br /&gt;            Eğlence dorukta.  Geçmiş olsun diyoruz yaşlarına karışan gözyaşlarıyla. &lt;br /&gt;             Sevgili Saba Tümer doğum günün kutlu olsun, okyanus ötesine taşıdığın bu güzel program için.  Biz buyuz , bizim sanatçılarımız; şarkılarımız, şiirlerimiz, nağmelerimiz bunlar bizim. &lt;br /&gt;             Şimdi yeni bir romana başlayabilirim bu programın anısına.   &lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-1181693910858252176?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/1181693910858252176/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=1181693910858252176' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/1181693910858252176'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/1181693910858252176'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/gunes-gazetesi-kose-yazm-10-aralk-2011.html' title='Güneş Gazetesi Köşe Yazım 10 Aralık 2011'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8489025996440391314</id><published>2011-12-08T16:40:00.000-08:00</published><updated>2011-12-08T16:42:44.879-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>                 YAZMA TUTKUSU &lt;br /&gt;            SINAV BAŞARISI GETİRİR&lt;br /&gt;             “Hayatım roman, bir yazsam” diyen çok kişiye rastlarsınız. Yazma tutkusu, sanki okumanın daha da önündedir. Yazmaya bu kadar çok değer veren ve yazmak isteyen kişi varken, ne oluyor da az sayıda kişi kitap yazıyor? İki bin yılına kadar şiir diyen Türk toplumu son on yıl içinde romanlara ve kişisel gelişim kitaplarına yöneldi.&lt;br /&gt;             Okudukça yazılır, ne kadar çok okunursa o kadar üretilir. &lt;br /&gt;              İlköğretimde ilk sınıftan sonra çocuklara,   yaz demeyiz de, oku deriz. Yazmıyor demeyiz de okumuyor deriz. Oysaki sınav başarısında yazan çocukların büyük farkla öne geçtikleri söylenebilir.                              &lt;br /&gt;                Yazar olabilmek için; okuma ve yazmanın birbirine yakın bir şekilde yürümesi gerekir. Yazarların genelde çocukluklarında tiyatro ile de ilgilendiklerini söyleyebiliriz. Sandalyeleri yan yana dizip, ekten bükten yarattığı bir sahne ile gösteri yapmak, birkaç metin ortaya çıkarıp sunmak; pek çok yazarın çocukluk anıları arasında vardır. Eski bir araba bir saraya, bir bahçe parka dönüşür.   Çeşmelerden su yerine mutluluk akar. Hayallerle başlamış olur yazmak. Bu durumda bir çocuğunuz varsa, onu;  ’Yaratıcı Yazarlık,’    ‘ Yazma Atölyesi’  gibi çalışmalardan birine yerleştirmelisiniz. Tıpkı; spor, müzik, yabancı dil gibi eğitim almasını sağlamalısınız. Çocuklarının hayallerinin kâğıda dökülmesini isteyen aileler, bu yıllarda önemini anlamak zorundalar.  Yazan bir bireyin okuyan bir birey olması her zaman daha kolaydır. &lt;br /&gt;                    Facebook, twiitter, sözlük sayfaları; gibi sosyal paylaşım sitelerine yazılmaya başlanıldığından beri okuma ve yazma önem kazandı.  Yazarlarımızın da çok desteklediklerini görüyorum. Zaman ayırıp yazan pek çok ünlü kapısını hayranlarına bu sitelerde açıyor. Football, sinema, konferanslar her şey yazıya dökülüyor.  Okunmuyor sözünü artık kullanmamalıyız.  Gözümüzü okuyanlara çevirirsek okumaya teşvik edeceğimize inanıyorum. &lt;br /&gt;                Kitap Fuarlarını Nasıl gezelim&lt;br /&gt;                Okullar çocuklarımızı kitap fuarlarına götürüyorlar, ama fuara gelmeden önce nasıl gezileceğini genelde anlatmıyorlar. Fuarda kitaba dokunulmalı, okunmalı.  Çocuklar ayraç toplayarak zaman geçirirlerse yeterince yararlanamazlar. Bunun yerine yazarlarla tanışmak, sohbet etmek, kitaplar hakkında bilgi almak onların amacı olmalı. Yazarlardan kitap ve fuardaki ürünlerin fiyatını öğrenmeye çalışıyorlar. Bir yazarın nasıl tanınacağı, satış yapanın nasıl bir bekleyiş içinde durduğu anlatılmalı.  İki saat için fuara konuk olan yazarın önünde bekleyen bir kalabalık yoksa “Bu kaç lira” “ Şu kitap var mı “ gibi hiç bilmediği konularda destek vermesi bekleniyor. &lt;br /&gt;                Çocuklarımızı fuara hazırlayalım. Çağdaş yazarlarla tanışsınlar. Fuara kitap listesi verip de çocuğu göndermek, onu markete göndermek gibi bir şey. Ucuz kitap alınmak amaç ise; bunu öğretmenler, ya da görevli veliler yapmalı.  Çocuklar tıpkı kitap seven yetişkinler gibi fuarın keyfini çıkarmalılar. Fuarların sonunda kitaba ve yazara farklı bakmayı öğrenmeliler.  Her çocuğun mutlak sevdiği bir kitap var.  Yazarla iletişim kuran çocuk, en beğeneceği kitaba mutlaka ulaşacak.          &lt;br /&gt;                    Söyleşilere Katılma&lt;br /&gt;                Yazar Etkinlikleri aylar öncesinden tasarlanıyor. Ama ne yazık ki çoğu bomboş salonlarda. Geçiyor.  &lt;br /&gt;                    Kitap fuarlarına okullar sınırlı zamanla gelmemeli.  &lt;br /&gt;                       Yurt dışındaki fuarlarda kitaplardaki karakterlerin giysilerine bürünen gençler, çocuklar, yetişkinler fuar alanını neşeyle doldururlar.  Kitap okumayana bile okutacak kadar ilginç giysilere bürünürler.  Kâğıtlardan kumaşlardan yapılan giysilerle, boyalı yüzleri ve yanaklarıyla adeta fuar alanını kitap kahramanları cennetine çevirirler.&lt;br /&gt;                   Anne Babalar Öğretmenler Fuarda&lt;br /&gt;                  Fuarlar bir alışveriş yeri gibi düşünülmemeli.  Özellikle kendilerini ilgilendiren kitaplara bakmadan geçen gençler ve çocuklar her zaman içimi acıtır. Almak zorunda olmadıklarını bilmeliler. Yanında minderiyle gelip bir köşede kitap okuyan çocuklara yurt dışında rastladığımda nasıl kıskandığımı size anlatmak isterim. &lt;br /&gt;             Bırakın dokunsunlar, karıştırsınlar, söyleşilere girsinler bir fuarı kitapla yaşasınlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8489025996440391314?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8489025996440391314/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8489025996440391314' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8489025996440391314'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8489025996440391314'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/yazma-tutkusu-sinav-basarisi-getirir.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-6826291130935838095</id><published>2011-12-04T21:08:00.000-08:00</published><updated>2011-12-04T21:11:21.130-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-jWzp1b4biQA/TtxSXkjjdLI/AAAAAAAAD8o/0NfttoBeDSg/s1600/100_1005.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-jWzp1b4biQA/TtxSXkjjdLI/AAAAAAAAD8o/0NfttoBeDSg/s200/100_1005.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682507394737992882" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;SEVDİĞİ İŞİ YAPMALI&lt;br /&gt;               Gerilim iş yaşamından, ya da okul yaşamından da geliyor olabilir, genelde gerilim yaşayanların, çok çalıştıklarını görürüz. Onlara yakınları tarafından sıkça şu öneri gelir. “Çok çalıştın dinlen”  “Tatil yap” O insanı dünyanın en güzel yerine götürseniz de rahatlayamaz, yaptığı ne ise; başına döndüğünde yine ayni gerilimi yaşar.             &lt;br /&gt;Çalışmayla gerilime (strese) giren bir insan nasıl dinlenerek rahatlayabilir? Çözüm belli,&lt;br /&gt;  Çalışmasını değil, çalıştığı şeyi değiştirmeli. Gerilime girmesinin nedeni aşırı çalışmak diye düşünülmemeli. Sevdiği işi yapanlar gerilmezler. Onlara başa çıkmak da, fazla zaman harcamak da zor gelmez.   Aşırı çalışmanın nedenleridir,  gerginliği yaratır.&lt;br /&gt;Çalışmamız değil, borç ödemek için çalışmamızdır bizi geren. Gitmemiz değil, gittiğimiz yeri sevmemizdir bizi gerginliğe sokan.  Önce çalışmanın yanına daha sevilen bir şeyler eklemeli. Belki de o kişi evini boyamalı, çocuklarını okula götürmeli. Bahçesiyle uğraşmalı. Çok çalışmanın yanında; zamanını nasıl geçirdiğinin, nasıl yaşadığının  sesini duymalı.  Çocuklarımız sevdiği dersi çalışmaktan zevk alırlar, ama sevmedikleriyle de uğraşmak istemezler. Çalışmadan da başarılamayacağın göre; sevmediği dersin yanına bazı sevdiği şeyler eklemeli. Okumanın yanına gözlem yapmak eklenebilir. Böyle bir çalışmanın sonunda hoşlandığı neyse onu yapacağını veya güzel bir pastayı severse ona kavuşacağını, bir film izleyeceğini bilmeli. Belki bir arkadaş davetine gidebilir, ya da sevdiği bir arkadaşıyla buluşma, oynama  şansını yakalayabilir. Siz kendinizi düşünün, çok yorgun bir mutfak işinden sonra gelecek olan konuklarımızla eğleneceksek, sevdiğimiz sohbetleri yapacaksak yorgunluğumuz geçer. İş yaparken de bunu aklımıza getirirsek, gerilime girmeden hazırlığımızı yaparız.&lt;br /&gt;UYGULAMA: Yazı atölyemize çocuklar gelirken anneler çok tedirginlik yaşarlar. Sevmeden ve istemeden geldiklerini sıkça duyarım. Bir süre sonra çocuk bu işten zevk almaya başlar. Biz yazı çalışmalarının yanına oyunlar koyarız. Etrafa kutular yerleştiririz. Her kutu belirli bir günün sonunda heyecan içinde açılır. Kutuyu açabilmemiz için bir şeyler yazmamız ve okumamız gerekir. Burada bütün çocukların meraklı olduğunu, merak etmekten heyecan duyduklarını bilerek yola çıkılır. Kutunun için de de gerçekten heyecan uyandıracak bir şeyler bulurlar. Bazen bir oyun taşı bile koyarız. Birlikte o oyunu oynarız. Ders sonunda her çocuk o gün bir arkadaşının yazdıkların ya da okuduklarını beğenir. Bir kağıda yazar ve kıvırıp ortaya koyar. En fazla kim oy aldıysa bizim sihirli elimiz ve öykücü bebeğimiz o hafta o kişiyle beraber olur. Çocuk onu odasının en kıymetli, en güzel yerinde ağırlar. Bir hafta ona iyi davranması gerektiğini bilir. Bu çalışmanın kazandırdıkları; okuma sevgisi ve yazma sevgisidir. Bizim hazırladığımız merak, paylaşma ve seçme duyguları, ona söz hakkı da verdiğimiz için; atölyelerimizi çok sevdiririz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-6826291130935838095?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/6826291130935838095/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=6826291130935838095' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/6826291130935838095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/6826291130935838095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/12/sevdigi-isi-yapmali-gerilim-is.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-jWzp1b4biQA/TtxSXkjjdLI/AAAAAAAAD8o/0NfttoBeDSg/s72-c/100_1005.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-255327806183507622</id><published>2011-11-26T13:35:00.001-08:00</published><updated>2011-11-26T13:39:10.655-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>RUH SAĞLIĞIMIZ &lt;br /&gt;             DEVLET KORUMASINDA&lt;br /&gt;                 Toplumun mutluluğu için yola çıkanlara büyük iş düşüyor. Sadece psikologlarla psikiyatristlerle sonuca ulaşılamayacağından söz ediliyor. &lt;br /&gt;                Yeni çıkan kanunla ruh sağlığımız korunacak, ama nasıl?&lt;br /&gt;                 Ciddi bir sıkıntı vardı ve çözümler arandı, halen de bu arayış bitmiş değil.  Sıkıntıyı aşabilmek için Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı yapılıyor. Görsel ve yazılı basına çok iş düşüyor. Haydutların gemiyi basmasıyla hazırlanmış bir reklam ne kadar çarpıcı olursa olsun, topluma sunulmamalı. En çok izlenen yarışma programlarından birinde çok basit bir hareket gibi görünen, Hadise gibi değerli ve genç bir sanatçının kalemini fırlatması, kızgınlığını bu şekilde ifade etmeye kalkışması, şakayollu da olsa, “Döverim” demesi, uygun değil diye düşünüyorum.  Hoş karşılanmamalı. Saf ve dostluk duygularıyla yapılmış bir hareket gibi algılanmamalı.  Tecrübeli ve önemli yapımcının gerekli uyarıyı yaptığını ümit ediyorum. Yararlı bir değişim için gelen yasal yenilik, “dayakçı kocaya akıl hastanesi göründü” gibi, iğnelemelerle değil,  bir müjde gibi verilerek, şiddeti yaratanda tedavi isteği uyandıracak sunumlarla duyurulmalı. O tedaviye uyan kişilere,  toplumun değişim sonunda kucak açacağı ve mutlu yaşamalarının sağlanacağı anlatılmalı. Yoksa yapılanların faydası ortadan kalkar. &lt;br /&gt;                    Sahada kim olacak?&lt;br /&gt;                     Sosyal psikolojide grup dinamikleri önem kazanıyor. Belçika’da da bu Türkçe cümleyi orada yaşayan dostlarımdan duymaya başladım. Belçika’daki Dusod Derneği Kurucu Başkanı Yurdagül Sever ile yaptığımız görüşmelerden ve Brüksel -Gold FM Radyo programından, Yaşam Koçları-Psikologlar- Sosyal Dernekler-Sanatçılar ve Devlet Kurumlarının birlikte çalışması için Brüksel’de de toplantılar yapılıp, projeler üretildiğini öğreniyorum.  Bizde farklı olan ne? Benzer neler yapılabilir.&lt;br /&gt;              On iki ilde Ulusal Ruh Sağlığı hastaneleri kurulmuş durumda. Elazığ, Diyarbakır, Samsun, Bolu aklıma gelenler.  36 ilde çalışmaların yürütüleceği konuşuluyor.  Bütün bunları anlatan uzmanlar ruh sağlığının ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu da sözlerinin arasına sokuyorlar. Televizyon kanallarından birinde söz alan psikiyatrisi beş kişiden birinin böyle bir sağlık hizmetinden yararlanmasının çok gerekli olduğunu söyledi. Yani beşte birimizin ruhsal sağlığı hasar görmüş durumda. Projenin başında çalışan uzmanlardan birinin, Sayın Orhan Koç olduğunu öğrendik. Sağlık Bakanlığı Çalışma grubunun; sanatçılardan, yazar ve çizerlerden destek alarak projenin işlerliğine işlerlik katabileceği düşüncesinde yoğunlaşıyorum. &lt;br /&gt;                       Bir ülkede değişim ve gelişim sağlanacaksa mutlaka sanatçılardan ve yazarlardan destek alınmalı.  Hani Her Şey Oyundu kitabını ve etkinliklerini hazırlayan 100 yazar ve çizer arasında olmakla ne kadar doğru bir seçim yapmış olduğumu görüyorum. Şiddete karşı doğru davranışları geliştirme adına başlatılan benzer projelerden biri de Yazar Okulu. Face-book sayfalarında başlayan bu beraberlik çocukları okumaya ve yazmaya yönlendirerek kendilerini ifade edebilmelerini sağladığı için, şiddetten uzaklaştırıp; iyi bir uğraş ve hobi sahibi yapıyor. Belki de; geleceğin iyi yazar ve okurlarını yetiştirme düşüncesinin de önünde değerlendiriliyor.  &lt;br /&gt;                   Yaşam Koçları Önem Kazanıyor.    &lt;br /&gt;          Şiddetten uzak durmak bazen olanaksız gibi görünebilir, ama istenirse doğru davranış emek verilerek öğrenilebilir. Öfkeye hâkim olmak, sabırlı olmak; çağımızın başarıya taşıyan insan ruh özellikleri. İş ve aile yaşamında mutlu kalabilmek için ruh sağlığımızı dengede tutmalıyız. Devletin buna destek vermesi, özel sigorta şirketlerini de harekete geçirebilir; sağlık güvenceleri arasına sokulabilecek olanaklar yaratmayı seçerler.  &lt;br /&gt;                  Yapılan tanıtım konuşmalarından birinde, televizyona Bursa’dan davet edilen uzman psikiyatrisin dikkati çeken sözleri arsında benzer cümleler vardı. Kaosa dönüşmemiş durum içinde bulunan kişiler;  koçlarıyla yapacakları sohbetlerle, düşünerek, yeni davranışlar geliştirip;  ruh sağlığı dengelerini kazanabilirler. Bu kişiler tedavi görmeden de,  sorunlarının ortadan kalkacağı birliktelikler yaşayabilirler. Ömürlerine; sorunsuz ve huzurlu devam edebilirler.  Yetenekli ve becerikli psikolog ya da psikiyatrisi olmayan; hemşire gibi sağlık personelinin de belirli eğitimlerden sonra bu çalışma içinde görevlendirilerek personel sıkıntısının önüne geçilmesinin planlanabilme umudundan söz ettiler.  İşte bu noktada iş yaşamında olsun, eğitim yaşamında olsun, çok eğitimli olan Türkiye’nin ICF üyesi koçları da;  büyük önem kazanırlar, projede yerlerini alırlar. &lt;br /&gt;Hobiler Geliştirilmeli&lt;br /&gt;                  Hobilerimiz ruhumuzu besler. Sanat dalları, el becerileri bizim zamanımızı doldururken; eğlendiren, güldüren, bilgilendiren, yaşama anlam katan çıkış yolları olarak değerlendirilmeli. Birkaç hobi edinerek; gülmeyi, huzurlu yaşamayı, kendimizi sevmeyi, etrafımızdakileri rahatsız etmemeyi,  saygı göstermeyi, sevmeyi öğreniriz. Sevgi ve huzurun olduğu yerde ruhsal rahatsızlıklar sizce barınır mı? &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-255327806183507622?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/255327806183507622/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=255327806183507622' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/255327806183507622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/255327806183507622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/11/ruh-sagligimiz-devlet-korumasinda.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3706154400109117171</id><published>2011-11-22T15:06:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T15:10:54.181-08:00</updated><title type='text'>EVLİLİK SORUNLARINI ÇÖZELİM</title><content type='html'>                                               EVLİLİKTE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ&lt;br /&gt;                        Anlaştıklarını söyleyenler de, evlilik hazırlığı içine girdiklerinde sorunlar yaşayabilirler. Sorunlarla evliliğe gidilmemeli, ama ayrılmanın da çözüm olmadığı bilinmeli. Bu durumda;  evlilik danışmanları, ilişki ve evlilik koçları size yardım ederken özen gösterirler. Sorunsuz bir evliliğe hazırlık dönemi, geleceğinize mutluluk taşır.  Farklı sosyal kültürel çevrelerden gelenlerin evlilik yaşamlarında huzur ve birliktelik daha fazla emek ister.   &lt;br /&gt;                                                     Eşler Arasında İletişim &lt;br /&gt;                  Konuşmak, dinlemek, anlamak ve hak vermek; temel prensipleriniz olmalı.  21. Yüzyılın anne babalarısınız, bunu unutmamalısınız.&lt;br /&gt;                  Evlilikte, erkek de kadın da sosyal ya da ekonomik ayni haklara sahiptir.  Farklı çevreden ve kültürden gelen eşinizin size benzemiyor olmasının zenginlik olduğunu kabul edin. Değişim sağlamasının yuvaya daha büyük mutluluk getireceğini düşünüyorsanız,  eşinizle iletişim kurarak doğruyu bulabilirsiniz. İyiyi göstermeye çalışırken; incitmeyin, kırmayın. Ona anlatın, onu dinleyin. &lt;br /&gt;                  Örneğin: Herhangi bir konuda uyum sağlamanın, akrabalarınız ile olan ilişkilerinizde ve kendi yaşamınızda huzur vereceğini düşünüyor olduğunuzda, eşinizin bir anda benimsemesini, kabul etmesini beklemediğinizi; söyleyerek konuyu açın.  &lt;br /&gt;                      Hemcinslerinizin bulunduğu aile ortamlarında,  çekirdek ailenizin; sizin arzu ve isteğiniz doğrultusunda yaşadığını gösterip,  bununla gururlanmaya kalkışmak yerine; yuvanızdaki uyum ve anlaşmayı öne çıkararak o gururu yaşayabilirsiniz.&lt;br /&gt;                   İhtiyacı olan eş yardım istemeli, diğeri de zevk alarak yardım etmeli. Eşin yorgunluğunu hissetmek,  yemek sonrası bir fincan kahveyle onu dinlendirmek, eli dolu gelen eşe sıcak bir teşekkür etmek; mutluluğu getirir. &lt;br /&gt;                        Ailede yapılan iş bölümü rahat yaşamayı sağlar. Kadın genelde evini düzenlemeyi, şekillendirmeyi, kokuları seçmeyi sever. Erkek de ufak tefek tamir işleri yapmayı, açılmayan kapakları açmayı, kırılanı onarmayı seçer. En iyisini yapacağınızı düşünseniz bile ona fırsat verin; kendisini sorumlu ve yararlı hissetsin.&lt;br /&gt;                                Zihin Okuma İma Yapma&lt;br /&gt;                        Suçlayıcı davranışlarla konuşmalar yapmak;   şüphe içinde kıvranmaktan başka bir işe yaramaz.   Rahat olun. Öfkeli yaklaşımlarla yok yere sevgiyi öldürmek, akıllı bir davranış olamaz.   İki taraf için de mutsuzluk demektir.   Yalan yerine gerçeği ve doğruyu söyleyin, o zaman size de doğrular söylenir. Yalana yer verilmediğinde yaşam çok kolaylaşır.&lt;br /&gt;                               Aldatılma&lt;br /&gt;             Eşler arasında yaşanabilecek en büyük sorunlardan biri aldatmadır.  Aldatılan eşin yaşayacakları; ağlama nöbetleri, çalışamama, odaklanamama, sevgiyi gösterememedir. Belki de katlanamayıp ayrılmadır.   Aldatan kişi, ne kadar üzülür, ne yaşarsa yaşasın, içinde bulunduğu durum; aldatılanın sıkıntılarıyla kıyaslanamaz,  ölçülemez.         &lt;br /&gt;              Evlilik devam edecekse; Aldatılan; eşi kontrol altına almayı bir çözüm olarak görmemeli.  Şeffaf konuşmaya özen göstermeli, kirli mesajlar yaratacak imalı, iğneleyici konuşmalar yapmamalı.  Yaşanılanlarla ilgili, sağlıklı bir ruh için (sağaltım) terapi alınabilir. Aldatan eşin, kendisiyle yüzleşmesi ve yanlışını görmesi sağlanmalı. Duygular yıpranmış olsa da, telafisi zaman içinde olabilir. Etrafın ne söylediği, ya da ne düşündüğü değil, yüreğinizin ne söylediği, ne istediği önemlidir. &lt;br /&gt;                 Ayrılık ayıp, ya da yapılamaz bir şey de değildir. Karar tamamen size aittir. Nelerden vazgeçmeyi göze aldığınızı düşünmelisiniz. Kalbiniz ve beyninizle karar vermeli, kimsenin etkisinde kalmamalısınız. &lt;br /&gt;             Duygusal Uzaklıktan Uzak Yaşayın &lt;br /&gt;                         Bir yalan, kızgınlık anında söylenmiş kırıcı ve ezici bir söz,  aldatılma benzeri bir davranış soğukluğu yaratabilir.  Surat asarak yuvanızda dolaşmayın. Önce çocuklar hisseder. Soğukluğunuzu, sözle ve davranışınızla etrafınıza yaymayın.  Eşinizle hoş zaman geçirmeyi, sırtınızı birbirinize dayamayı, birlikteliğinize bir anlam katmayı hayal edin, konuşun düzelmesi için çaba gösterin.&lt;br /&gt;                               Ben Haklıyım  &lt;br /&gt;                            Size hak vermeyen çocuklarınızı  “Hangimiz haklı?” savaşı içine sokmayın. Ruh sağlığı yerinde çocuklar yetiştirmek için davranışlarınızın eleştirmeni olun. Önce yapmanız gereken kendi düşünce ve davranışlarınızı bir kez daha gözden geçirmelisiniz.  Eşe karşı kimlik savaşına girmeyenler her zaman kazanırlar. Sürekli haklı çıkmasını sağlayarak çözüm ürettiğinizi sanmanız; iki taraf içinde zararlıdır.  Gelecekte bir gün fedakârlık yaptığınızı düşünmenin zavallılığını yaşarken, o da doğru davranışın ne olduğunu öğrenme fırsatı bulamamış olur. &lt;br /&gt;                               Farklı Sorunlar&lt;br /&gt;               * Akrabalarınız evliliğinize karışmamalı. Kararlarınızı eşinizle beraber siz vermelisiniz.                              &lt;br /&gt;                *Bağımlılık tedavi gerektirir(alkol, uyuşturucu, kumar, internet v.s)  &lt;br /&gt;               *Çocuklarla çatışmalar yaşama yerine, dengeli davranın, mutluluğunuz artsın.&lt;br /&gt;               *Göç etmek zorunda kalırsanız(sağlık ya da iş), ani karar vermeyip üzerinde; eşinizle birlikte düşünün.  &lt;br /&gt;                 * İşsizlik, hastalık ve yakınların ölümü gibi yaşam içinde yaşanan benzer sorunlar ancak aileler arasındaki sıkı iletişimin sağladığı sevgiyle çözülür. &lt;br /&gt;                 Pek çok farklı sorun yaşanabilecek bir ilişkidir evlilik. Evlilik beraberliği içinde çok dikkatli olmak gerekir. Sorunlardan en az bir kaçı uzun süren bir evlilik içinde ailenin karşısına çıktığında, o birlikteliği koruyacak olan da yine; güven ve şeffaflığın yarattığı ölümsüz sevgidir. Pardon, sorry, affedersin diyerek hangi dilde olursa olsun özür dilemeyi öğrenin.&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3706154400109117171?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3706154400109117171/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3706154400109117171' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3706154400109117171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3706154400109117171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2011/11/evlilik-sorunlarini-cozelim.html' title='EVLİLİK SORUNLARINI ÇÖZELİM'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3700902699909371088</id><published>2010-05-14T14:54:00.000-07:00</published><updated>2010-05-14T14:55:14.276-07:00</updated><title type='text'>YAŞAM KOÇLUĞU</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S-3GB4WwKBI/AAAAAAAACgc/zAAF7SKg-Tw/s1600/100_3754.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S-3GB4WwKBI/AAAAAAAACgc/zAAF7SKg-Tw/s320/100_3754.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471246857935005714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S-3GBmVeO2I/AAAAAAAACgU/k_do4JJB03w/s1600/tr104%5B1%5D.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 112px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S-3GBmVeO2I/AAAAAAAACgU/k_do4JJB03w/s320/tr104%5B1%5D.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471246853097798498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu günlerde ne yapacağınıza karar veremiyor musunuz? Yolunuzu bulmanın hiç de zor olmadığını bilmelisiniz. Yaşam Koçluğu sertifika programına katılın hem kendinizin hem de yolunu bulmak isteyenlerin yolunu aydınlatın. Yeni bir mesleğin peşinde olanlar için yaşam koçluğu iyi bir alternatif diye düşündük. size nasıl geliyor? Bizi arayın grup programından yararlanın.&lt;br /&gt;0533-6666903&lt;br /&gt;0216-5672242&lt;br /&gt;filiztosyali@yahoo.com&lt;br /&gt;Kendinize bir iyilik yapın, sizden daha önemli hiçbir şeyin olamaycağına bir kez olsun inanın. kendiniz için bir şeyler yapın. Belki de siz YAŞAM KOÇLUĞU yaparak hem kazanç sağlayacaksınız, hem de treninize aldıpınız yolcuların görüş alanlarını genişletip onlara ışık olacaksınız&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3700902699909371088?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3700902699909371088/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3700902699909371088' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3700902699909371088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3700902699909371088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2010/05/yasam-koclugu.html' title='YAŞAM KOÇLUĞU'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S-3GB4WwKBI/AAAAAAAACgc/zAAF7SKg-Tw/s72-c/100_3754.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3063921980214621577</id><published>2010-04-28T09:59:00.001-07:00</published><updated>2010-04-28T10:00:49.539-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S9hpt3ISUZI/AAAAAAAACeE/NB0jEIWZdZo/s1600/100_2761.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S9hpt3ISUZI/AAAAAAAACeE/NB0jEIWZdZo/s320/100_2761.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465234384427831698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;                  Bir gün Cağaloğlu’nda dolaşırken yedi yaşındaki oğlum, “anne niye hep başkalarının kitaplarını alıyoruz?” diye sordu.  E.V Gatenby metoduyla öğrenemediğim İngilizce’yi Kernel, Cambridge gibi yeni metotlarla öğrenmeye çalışıyordum. Oğlumun sözleri zamanımı kullanırken beni, İngilizce ile yazma arasında bıraktı.  &lt;br /&gt;                 Ailemden ayrıydım. Fransızca öğrenmek istemediğim için böyle bir yol seçilmişti. Çanakkale Cumhuriyet İlkokulundaki öğretmenlerim ve Merkez Lisedeki öğrencilik yaşamım içinde benimle ilgilenen eğitimciler, konu İngilizce ya da Türkçe olduğunda; yüreklendirdiler, gururlandırdılar, ödüllendirdiler. Yatılı paralı bir yurtta kalıyordum. Sıkıntılı günleri, bazen paramı iyi kullanamamandan,   bazen de beceriksizliğimden yaşadım. Orta okul yıllarımda örgü, nakış gibi el işi dersinde yapmak zorunda olduğumuz işler benim için kabustu. O dersi veren kişilerden korktuğum kadar hiçbir şeyden korktuğumu hatırlamıyorum. Kendimi korku tünelinde zannederdim. Kızlar annelerinin kolaladığı örtülerle adeta görücüye çıkar gibi öğretmene patiskalarını, etaminlerini uzatırken ben oradan kaçmak ya da camdan atlamak isterdim. Ne yazık ki hırpalanır, azarlanır, alaycı bakışlarla itilir; terli ellerimin kirlettiği örtülerimle yalnız bırakılırdım. Ezilmişlikten beni kurtaran  el işi  derslerinin okul kütüphanesinde yapılmasıydı. Kütüphane öğretmeni bana göz kırpar, dost bakışlarıyla teselli ederdi. Etrafımdaki kitapları seyretmeye,  gözümle saymaya başladığımda  orada yaşananları unuturdum. Sonunda cuma günlerini yatakhanede saklanarak geçirmeye başladım. Koskoca bir günü tek başıma bir yatakhanede geçirmek, üstelik de yöneticilerden saklanmak kolay bir yol değildi. Dolabın içine bile girdiğim oldu. Kağıdı kalemi elime alır, yerel gazetelere şiirler, öyküler, kendimce denemeler hazırlardım. Rahmetli babam Şair Hoca lakaplı Hüseyin Sezer, benim öykülerimden kendi kitaplarını basan matbaaya küçük bir kitap hazırlattı.... &lt;br /&gt;                Amacım Üniversite okumak, üniversiteli gibi yaşamaktı. Aileme İstanbul’a yerleşmeleri için baskı yaptım. Yatılı bir yaşama dayanamazdım. Onlar için hiç de kolay olmadı.  Millet Caddesinde üç oda bir salon  kibrit kutusu gibi bir evde(Çanakkale’ye göre) yaşamaya başladık. Sakatlar Derneğiyle tanışmam,  bol paralı işime girmem hep o evde oldu. Eşimle tanıştım.&lt;br /&gt;                   Milletlerarası santralından ayrılıp Üniversite eğitimimle ilgili bir işe başlamam ciddi bir karardı. Hem bütün gün çalışacaktım, hem de kazancım yarıya inecekti. Bu karar benim Kaftan Export, Koton Export, Bayramoğlu Sahil Mah. gibi büyük firmalarda en üst düzeyde, yönetici olarak çalışmamın kapılarını açtı. Yirmi yıl geçmişti. İki çocuk sahibiydim. Huzurlu ve mutlu bir evliliğim vardı.   Sınırlarımı çizemezsem yaşamımın sonuna kadar sadece kazanmak için yaşayacaktım. İstediğim para değildi, yazmaktı. Eşimin ve sonra da Kelebek yayınlarının desteği ile ilk kitabım yayımlandı, Ya-Pa, Inkilap yayımları derken; kendimi yuvamda, ailemle Bu Yayınlarında buldum. Bu yayınları; benim için bir yaşam şekli...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3063921980214621577?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3063921980214621577/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3063921980214621577' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3063921980214621577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3063921980214621577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2010/04/bir-gun-cagaloglunda-dolasrken-yedi.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oQyPQ4jpiQM/S9hpt3ISUZI/AAAAAAAACeE/NB0jEIWZdZo/s72-c/100_2761.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-6929031108291998840</id><published>2010-04-17T23:11:00.001-07:00</published><updated>2010-04-17T23:11:31.962-07:00</updated><title type='text'>YAŞAM KOÇLARI</title><content type='html'>Koç Olmaya Uygun Biri&lt;br /&gt;             Koçluk mesleğini yapmak isteyen biri kendisini biraz imceleyerek bu işe uygum olup olmadığına karar verebilir. Hoşa gidilmeyen bir özelliği varsa değişimini sağlayarak koçluğa devam edebilir. Bazen de bu yoksun özellikler koçluk mesleğini öğrenmemiş olmaktan kaynaklanır, iyi bir eğitim esnasında değişim de sağlanarak koçluğa hazırlanılır.&lt;br /&gt;                Kendinize lütfen şu soruları sorun:&lt;br /&gt;                *  İyi bir dinleyici misiniz?&lt;br /&gt;                *Sorun çözme beceriniz var mı?&lt;br /&gt;                *İletişim becerilerinizi zaman zaman gözden geçirir misiniz?&lt;br /&gt;                *Beyin fırtınası yapıp, fikir üretmeyi sever misiniz?&lt;br /&gt;                *Proje  çalışmalarından hoşlanır mısınız?&lt;br /&gt;                   *Fikirler farklıysa ilginizi çeker mi?&lt;br /&gt;                   *Uyum ve kalibrasyon becerisine açık mısınız?&lt;br /&gt;                   *Başkalarının sorunluluğunu üzerinize aldığınızı hissettiğiniz zamanlar olur mu?&lt;br /&gt;                   *Bakış açılarınız farklı mıdır?&lt;br /&gt;                   *Sizin de içinde olduğunuz ilişkilere hiç tepeden baktığınız oldu mu?&lt;br /&gt;                   *Hayat tecrübenizle ilgili söyleyecek bir şeyler hatırlıyor musunuz?&lt;br /&gt;                   *Az konuşluğunuz ya da sustuğunuz zamanlar oldu mu?&lt;br /&gt;                    Burada bütün soruların anlaşılması çok kolay ve açık diyebilirim. Biraz kalibrasyon becerisi üzerinde durarak sözcüğü öğrenmek gerekir. Kalibrasyon becerisi bulunduğunuz ortama uymanız demektir. Kalibrasyon tıpkı bir kılıfın içine girmek gibi düşünülebilir. Karşınızdakinin kilosu, boyu bile bu beceri içinde önem kazanır. Karşınızdaki ya da yanınızdaki kişi gibi giyinmekle bu kalibrasyon becerisini sağlayabilirsiniz. Bulunduğunuz ortama göre giyinmek kuşanmak, birlikte olduğunuz kişiye uymak. Çok rahat oturan birinin yanında siz sıkılarak oturursanız bu beceriyi sağlayamazsınız. Karşınızdaki kişi sürekli eline bir şey almış oynuyorsa siz de herhangi bir şeyi alarak ona kalibrasyon sağlayabilirsiniz. Kalibrasyon becerisi sağlanmadan doğru bir birlikteliğe girilmediği rahatlıkla görülebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-6929031108291998840?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/6929031108291998840/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=6929031108291998840' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/6929031108291998840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/6929031108291998840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2010/04/yasam-koclari.html' title='YAŞAM KOÇLARI'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-7520949172758103659</id><published>2007-12-15T19:53:00.000-08:00</published><updated>2007-12-15T19:57:01.184-08:00</updated><title type='text'>SU KABAGI Sevgi PROJESI TOPRAGI GUNESI ve SUYU sevmek demek Dunyayi sevmek demektir.</title><content type='html'>Kabak en onemli besin maddesidir. Yuksek tansiyone ve hemoroide cok yararlidir. Ornegin, muz cok seker icerir ama yararlidir. Muz verilemeyen hastalara kabak verilebilir. Ozellikle su kabaginin yemegi mukemmeldir. Borek dahil her sey yapilabilir. Diyet icin mukemmeldir. Suyu boldur kalorisi dusuktur. Bir yillik bitki olmasina ragmen golgesi cinar gibi derin ve ferahlaticidir. /. Ozellikle denize yakin yerlerde asma yetistirmenin olanaksiz oldugu kisa sureler icinde cardaklar kabakla kapatilabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-7520949172758103659?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/7520949172758103659/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=7520949172758103659' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/7520949172758103659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/7520949172758103659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/su-kabagi-sevgi-projesi-topragi-gunesi.html' title='SU KABAGI Sevgi PROJESI TOPRAGI GUNESI ve SUYU sevmek demek Dunyayi sevmek demektir.'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-1264081607339855415</id><published>2007-12-13T18:47:00.000-08:00</published><updated>2007-12-13T18:55:11.574-08:00</updated><title type='text'>BAYRAM TATILI</title><content type='html'>OZUR DILERIZ bu tatil yaz kampi icin bizimle calisma yapacak egitimcilerimizi agirliyoruz. Yani doluyuz. Yaz kampimiza cocuklarinizi gondermek isterseniz Ilhami Ahmetal Ilk Ogretim Okulunu aramalisiniz. Okul Istanbul'da Bagdat caddesi uzerinde. &lt;br /&gt;         Zafer Ogretmen sizlere yardimci olabilir. Yaz kampi icin Bodrum Bitez Hakan Otel Dusod Yaz Kampi iyi bir secim. Hem ogrenen hem dinlenen hem de ulkesine yararli isler yapan genclerle birlikte anilarimiz arsivimizde &lt;br /&gt;DUSOD DUNYAYA SAYGI OLANAK VE DESTEK DERNEGI&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-1264081607339855415?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/1264081607339855415/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=1264081607339855415' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/1264081607339855415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/1264081607339855415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/bayram-tatili.html' title='BAYRAM TATILI'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3822959425315813730</id><published>2007-12-01T11:21:00.000-08:00</published><updated>2007-12-01T11:25:41.078-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1G01cIrPTI/AAAAAAAAAcQ/KMnDMfxRl9c/s1600-R/ASYA++GUNES+ENERJ%C4%B0S%C4%B0+%C4%B0LE+CALI%C5%9EAN+OYUNCAKLARLA+OYNUYOR.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1G01cIrPTI/AAAAAAAAAcQ/DQnrXbELbLE/s320/ASYA++GUNES+ENERJ%C4%B0S%C4%B0+%C4%B0LE+CALI%C5%9EAN+OYUNCAKLARLA+OYNUYOR.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139087479985093938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Asya Bebek güneş enerjisi ile çalışan oyuncaklarla oynuyor. O küresel ısınmaya önlem aldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3822959425315813730?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3822959425315813730/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3822959425315813730' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3822959425315813730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3822959425315813730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/asya-bebek-gne-enerjisi-ile-alan.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1G01cIrPTI/AAAAAAAAAcQ/DQnrXbELbLE/s72-c/ASYA++GUNES+ENERJ%C4%B0S%C4%B0+%C4%B0LE+CALI%C5%9EAN+OYUNCAKLARLA+OYNUYOR.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-1409685379364184673</id><published>2007-12-01T11:16:00.001-08:00</published><updated>2007-12-01T11:20:46.254-08:00</updated><title type='text'>YENİ YIL ARMAĞANINIZ BİR AMPUL OLABİLİR</title><content type='html'>Enerji israfına karşı ampuller yeni yıl armağanı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-1409685379364184673?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/1409685379364184673/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=1409685379364184673' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/1409685379364184673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/1409685379364184673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/yeni-yil-armaaniniz-bir-ampul-olabilir.html' title='YENİ YIL ARMAĞANINIZ BİR AMPUL OLABİLİR'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-5347188789059135399</id><published>2007-12-01T11:16:00.000-08:00</published><updated>2007-12-01T11:18:51.544-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>DUSOD DERNEĞİ&lt;br /&gt;Küresel ısınmaya karşı önlemleri halka öğretiyor. Az enerji harcayan ampuller dağıtıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-5347188789059135399?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/5347188789059135399/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=5347188789059135399' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5347188789059135399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5347188789059135399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/dusod-dernei-kresel-snmaya-kar-nlemleri.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-5750481611839994984</id><published>2007-12-01T11:15:00.000-08:00</published><updated>2007-12-01T11:16:16.448-08:00</updated><title type='text'>SU KABAĞI TOHUMLARI SEVGİ TAŞIYOR</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-5750481611839994984?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/5750481611839994984/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=5750481611839994984' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5750481611839994984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5750481611839994984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/su-kabai-tohumlari-sevgi-taiyor.html' title='SU KABAĞI TOHUMLARI SEVGİ TAŞIYOR'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-7775365895789331574</id><published>2007-12-01T11:13:00.000-08:00</published><updated>2007-12-01T11:15:03.155-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1Gyd8IrPQI/AAAAAAAAAb4/1XBvmN71uBE/s1600-R/SU+KABA%C4%9EI+TIHUMLARI+D%C3%9CNYAYA+SEVG%C4%B0+DUYMANIZI+SA%C4%9ELAR.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1Gyd8IrPQI/AAAAAAAAAb4/p3YVfVpkkE4/s320/SU+KABA%C4%9EI+TIHUMLARI+D%C3%9CNYAYA+SEVG%C4%B0+DUYMANIZI+SA%C4%9ELAR.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139084877234912514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GyecIrPRI/AAAAAAAAAcA/exUkivPcXMs/s1600-R/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GyecIrPRI/AAAAAAAAAcA/PQpKiHmtaZU/s320/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139084885824847122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GyesIrPSI/AAAAAAAAAcI/yUxxyPHGNcA/s1600-R/SU+KABAKLARI+D%C3%BCnya+sevgisi+i%C3%A7in+i%C5%9F+ba%C5%9F%C4%B1nda.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GyesIrPSI/AAAAAAAAAcI/4YkKk2k5WXU/s320/SU+KABAKLARI+D%C3%BCnya+sevgisi+i%C3%A7in+i%C5%9F+ba%C5%9F%C4%B1nda.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139084890119814434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-7775365895789331574?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/7775365895789331574/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=7775365895789331574' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/7775365895789331574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/7775365895789331574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/blog-post_01.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1Gyd8IrPQI/AAAAAAAAAb4/p3YVfVpkkE4/s72-c/SU+KABA%C4%9EI+TIHUMLARI+D%C3%9CNYAYA+SEVG%C4%B0+DUYMANIZI+SA%C4%9ELAR.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8683298439474990172</id><published>2007-12-01T11:10:00.000-08:00</published><updated>2007-12-01T11:12:50.833-08:00</updated><title type='text'>ZEYTİNBURNU İHSAN MERMERCİ LİSESİ</title><content type='html'>Küresel ısınmaya yaşadığın odada bile önlem alabilirsin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8683298439474990172?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8683298439474990172/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8683298439474990172' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8683298439474990172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8683298439474990172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/zeytinburnu-ihsan-mermerci-lisesi.html' title='ZEYTİNBURNU İHSAN MERMERCİ LİSESİ'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3636507569065233983</id><published>2007-12-01T11:08:00.000-08:00</published><updated>2007-12-01T11:10:25.663-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxX8IrPNI/AAAAAAAAAbg/r3veDk8MHO4/s1600-R/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxX8IrPNI/AAAAAAAAAbg/RtsIrMQ4qXg/s320/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139083674644069586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxYMIrPOI/AAAAAAAAAbo/udlc7yBYmTQ/s1600-R/ONLAR+D%C3%9CNYAYA+SAYGI+DUYUYORLAR.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxYMIrPOI/AAAAAAAAAbo/sQ_Avmos4sg/s320/ONLAR+D%C3%9CNYAYA+SAYGI+DUYUYORLAR.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139083678939036898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxYsIrPPI/AAAAAAAAAbw/4V3CDrcJxG4/s1600-R/Gencler+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxYsIrPPI/AAAAAAAAAbw/vmKJZltRyWY/s320/Gencler+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139083687528971506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3636507569065233983?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3636507569065233983/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3636507569065233983' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3636507569065233983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3636507569065233983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/12/blog-post.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1GxX8IrPNI/AAAAAAAAAbg/RtsIrMQ4qXg/s72-c/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8658582363596474147</id><published>2007-11-30T12:55:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T12:57:42.625-08:00</updated><title type='text'>ZEYTİNBURNU İHSAN MERMERCİ LİSESİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1B5BsIrPLI/AAAAAAAAAbQ/FZrqoC3MYbs/s1600-R/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1B5BsIrPLI/AAAAAAAAAbQ/hca7mI1GseY/s320/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138740244764114098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1B5B8IrPMI/AAAAAAAAAbY/dDMuUXhhJbI/s1600-R/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1B5B8IrPMI/AAAAAAAAAbY/REdPt-8iteE/s320/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138740249059081410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8658582363596474147?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8658582363596474147/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8658582363596474147' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8658582363596474147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8658582363596474147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/zeytinburnu-ihsan-mermerci-lisesi_30.html' title='ZEYTİNBURNU İHSAN MERMERCİ LİSESİ'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1B5BsIrPLI/AAAAAAAAAbQ/hca7mI1GseY/s72-c/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3212910688171604907</id><published>2007-11-30T05:39:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T05:40:43.886-08:00</updated><title type='text'>SU KABAĞI DÜNYA ÇOCUKLARINDAN MESAJ VERİYOR</title><content type='html'>Çocuklara dünyanın mesajı su kabağı tohumlarıyla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3212910688171604907?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3212910688171604907/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3212910688171604907' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3212910688171604907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3212910688171604907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/su-kabai-dnya-ocuklarindan-mesaj.html' title='SU KABAĞI DÜNYA ÇOCUKLARINDAN MESAJ VERİYOR'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3435528661761992531</id><published>2007-11-30T05:31:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T05:33:45.745-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1ARI5HLLYI/AAAAAAAAAbA/OoAzOLNfAlM/s1600-R/SU+KABA%C4%9EI+TIHUMLARI+D%C3%9CNYAYA+SEVG%C4%B0+DUYMANIZI+SA%C4%9ELAR.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1ARI5HLLYI/AAAAAAAAAbA/YbfU-tfOBCo/s320/SU+KABA%C4%9EI+TIHUMLARI+D%C3%9CNYAYA+SEVG%C4%B0+DUYMANIZI+SA%C4%9ELAR.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138626019297275266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3435528661761992531?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3435528661761992531/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3435528661761992531' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3435528661761992531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3435528661761992531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/blog-post_5097.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1ARI5HLLYI/AAAAAAAAAbA/YbfU-tfOBCo/s72-c/SU+KABA%C4%9EI+TIHUMLARI+D%C3%9CNYAYA+SEVG%C4%B0+DUYMANIZI+SA%C4%9ELAR.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3796974062241734225</id><published>2007-11-30T05:27:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T05:30:29.082-08:00</updated><title type='text'>KÜRESEL ISINMAYA İZİN YOK</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQIJHLLTI/AAAAAAAAAaY/8sJyUrrJBJk/s1600-R/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQIJHLLTI/AAAAAAAAAaY/9r3VVknEu-M/s320/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138624906900745522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQJJHLLUI/AAAAAAAAAag/y-DF5UZevgk/s1600-R/Gencler+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQJJHLLUI/AAAAAAAAAag/IaiFH-pkeUg/s320/Gencler+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138624924080614722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQJZHLLVI/AAAAAAAAAao/1jZRom7XaBs/s1600-R/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQJZHLLVI/AAAAAAAAAao/lSMYr1OgBe4/s320/KONUMUZ+K%C3%9CRESEL+ISINMA.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138624928375582034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQJpHLLWI/AAAAAAAAAaw/qiaWcMNKRoo/s1600-R/ONLAR+D%C3%9CNYAYA+SAYGI+DUYUYORLAR.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQJpHLLWI/AAAAAAAAAaw/R0HZ59ZBS-I/s320/ONLAR+D%C3%9CNYAYA+SAYGI+DUYUYORLAR.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138624932670549346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQKJHLLXI/AAAAAAAAAa4/SQ7mlc1OJrw/s1600-R/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQKJHLLXI/AAAAAAAAAa4/YmsY671QREM/s320/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138624941260483954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3796974062241734225?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3796974062241734225/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3796974062241734225' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3796974062241734225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3796974062241734225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/kresel-isinmaya-izin-yok_30.html' title='KÜRESEL ISINMAYA İZİN YOK'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R1AQIJHLLTI/AAAAAAAAAaY/9r3VVknEu-M/s72-c/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-3268858111422219958</id><published>2007-11-30T02:06:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T02:08:32.906-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_hDJHLLNI/AAAAAAAAAZU/U3SA7SIR0NI/s1600-R/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_hDJHLLNI/AAAAAAAAAZU/hUL2gH8QKzM/s320/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138573143954894034" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-3268858111422219958?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/3268858111422219958/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=3268858111422219958' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3268858111422219958'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/3268858111422219958'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/blog-post_30.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_hDJHLLNI/AAAAAAAAAZU/hUL2gH8QKzM/s72-c/Gen%C3%A7ler+bu+d%C3%BCnyay%C4%B1+seviyor.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8256755331012310310</id><published>2007-11-30T01:57:00.001-08:00</published><updated>2007-11-30T01:57:28.670-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Dunyaya Saygi Derneği çocukları su kabaklarıyla oynatıyor. Etkinlik yaptırıyor. Oyuncağın bir bitki. Onu büyütmek ister misin? &lt;br /&gt;Hangi çocuk oyuncağına kavuşmak istemez. Su kabağı tohumu dağıtıyor. Ek toprağa yeşersin. Sula ki solmasın. Güneş görsün canlansın Bütün amacı onları bitki yetiştirmeye özendirirken TOPRAĞIN GÜNEŞİN SUYUN önemini anlatmak buradan dünya sevgisine götürmek. Çocuklara Verilen Boşa Gitmez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8256755331012310310?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8256755331012310310/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8256755331012310310' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8256755331012310310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8256755331012310310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/dunyaya-saygi-dernei-ocuklar-su.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-101919513973677883</id><published>2007-11-30T01:54:00.000-08:00</published><updated>2007-11-30T01:56:47.020-08:00</updated><title type='text'>SU KABAKLARI DÜNYA BİTKİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_eCJHLLII/AAAAAAAAAYo/PmEAvi8yTeo/s1600-R/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_eCJHLLII/AAAAAAAAAYo/IVg_PSgjQMs/s320/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138569828240141442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_eCJHLLJI/AAAAAAAAAYw/IB0VkbeJvTA/s1600-R/SU+KABAKLARI+D%C3%BCnya+sevgisi+i%C3%A7in+i%C5%9F+ba%C5%9F%C4%B1nda.JPG"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_eCJHLLJI/AAAAAAAAAYw/_3VNiLbykfI/s320/SU+KABAKLARI+D%C3%BCnya+sevgisi+i%C3%A7in+i%C5%9F+ba%C5%9F%C4%B1nda.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138569828240141458" /&gt;&lt;/a&lt;br /&gt;Sevgi için elele sukabaklarıyla dostluğu yaşa&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-101919513973677883?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/101919513973677883/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=101919513973677883' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/101919513973677883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/101919513973677883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/su-kabaklari-dnya-bitkisi.html' title='SU KABAKLARI DÜNYA BİTKİSİ'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R0_eCJHLLII/AAAAAAAAAYo/IVg_PSgjQMs/s72-c/SU+KABAK+LARI+d%C3%BCnyay%C4%B1+dola%C5%9F%C4%B1yor.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-4583301566237519548</id><published>2007-11-30T01:30:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T15:01:11.247-08:00</updated><title type='text'>SU  KABAĞI DÜNYA SEVGİSİ AŞILIYOR</title><content type='html'>Dunyaya Saygi Derneği çocukları su kabaklarıyla oynatıyor. Etkinlik yaptırıyor. Oyuncağın bir bitki. Onu büyütmek ister misin? &lt;br /&gt;Hangi çocuk oyuncağına kavuşmak istemez. Su kabağı tohumu dağıtıyor. Ek toprağa yeşersin. Sula ki solmasın. Güneş görsün canlansın Bütün amacı onları bitki yetiştirmeye özendirirken TOPRAĞIN GÜNEŞİN SUYUN önemini anlatmak buradan dünya sevgisine götürmek. Çocuklara Verilen Boşa Gitmez&lt;br /&gt;www.filizinkalemi.blogspot.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-4583301566237519548?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/4583301566237519548/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=4583301566237519548' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/4583301566237519548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/4583301566237519548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/su-kabai-dnya-sevgisi-ailiyor.html' title='SU  KABAĞI DÜNYA SEVGİSİ AŞILIYOR'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-5649809791877407783</id><published>2007-11-28T07:55:00.001-08:00</published><updated>2007-11-28T08:01:26.915-08:00</updated><title type='text'>İÇECEĞİN SOĞUK OLMASA DA OLUR MU?</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R02QupHLLFI/AAAAAAAAAYQ/qcWtM0c2ULk/s1600-h/SUYUNU+BO%C5%9EUNA+SO%C4%9EUTMAZSAN.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R02QupHLLFI/AAAAAAAAAYQ/qcWtM0c2ULk/s320/SUYUNU+BO%C5%9EUNA+SO%C4%9EUTMAZSAN.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137921880883932242" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-5649809791877407783?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/5649809791877407783/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=5649809791877407783' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5649809791877407783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/5649809791877407783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/iecein-souk-olmasa-da-olur-mu_28.html' title='İÇECEĞİN SOĞUK OLMASA DA OLUR MU?'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_oQyPQ4jpiQM/R02QupHLLFI/AAAAAAAAAYQ/qcWtM0c2ULk/s72-c/SUYUNU+BO%C5%9EUNA+SO%C4%9EUTMAZSAN.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-324639980579953105</id><published>2007-11-28T07:55:00.000-08:00</published><updated>2007-11-28T07:58:33.654-08:00</updated><title type='text'>İÇECEĞİN SOĞUK OLMASA DA OLUR MU?</title><content type='html'>Daha az para öde. Senin için buzdolapları çalışmıyorsa daha az para ödemelisin. Soğutma ya da ısıtma bir enerji ile mümkündür. Soğutmanın ve ısıtmanın gereksiz olduğu durumlarda enerji tasarrufu yapabilirsin...&lt;br /&gt;Soğuk su ve soğuk içecek daha pahalı satılmalı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-324639980579953105?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/324639980579953105/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=324639980579953105' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/324639980579953105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/324639980579953105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/iecein-souk-olmasa-da-olur-mu.html' title='İÇECEĞİN SOĞUK OLMASA DA OLUR MU?'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-234881593185931723</id><published>2007-11-28T07:51:00.000-08:00</published><updated>2007-11-28T07:54:02.649-08:00</updated><title type='text'>SOĞUK İÇECEKLERE DAHA FAZLA PARA ÖDEMELİYİZ</title><content type='html'>Soğutma bir enerji meselesidir. Enerji tasarrufu için, soğuk içeceği ısıtma... İçeceğinişn sıcak veya soğuk olması senin için fark etmiyorsa, olduğu gibi iç. Buzdolapları benişm için çalışıp içecek soğutuyorsa ben de soğutulmadan içer daha az para öderim. Ne dersiniz iyi fikir değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-234881593185931723?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/234881593185931723/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=234881593185931723' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/234881593185931723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/234881593185931723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/souk-ieceklere-daha-fazla-para.html' title='SOĞUK İÇECEKLERE DAHA FAZLA PARA ÖDEMELİYİZ'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-4014497743657137808</id><published>2007-11-28T07:45:00.000-08:00</published><updated>2007-11-28T07:46:13.419-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://turkey.ashoka.org/team"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-4014497743657137808?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/4014497743657137808/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=4014497743657137808' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/4014497743657137808'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/4014497743657137808'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/blog-post.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-4808472116308142416</id><published>2007-11-28T06:33:00.001-08:00</published><updated>2007-11-28T06:51:23.969-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>DOĞA ÖYKÜLERİ&lt;br /&gt;ÇOCUĞUNUZA OKUMA ALIŞKANLIĞI VERME&lt;br /&gt;ÇEVRENİZDE YAŞAYANLARLA İLETİŞİM&lt;br /&gt;ÇOCUKLARINIZLA YAŞADIKLARINIZ&lt;br /&gt;AİLE İÇİNDE ÇOCUK SORUNLARI&lt;br /&gt;bu konularla ilgili her şey için bizi arayabilirsiniz.&lt;br /&gt;DUSOD Dünyaya Saygı İnsana Olanak ve Destek Derneği bu amaçla kuruldu. Sizlerin her sorunuza çare bulmak için variz bir mailiniz ya da bir telefonunuz yeter. Bütün amacimiz çocuklarınızla ve ailenizle mutlu huzurlu yaşamanız. Her şeyşn para olmadığını biliyoruz. Öyle olsaydı sadece dünyada parası olan insanlar mutlu yaşardı. İnsan her şeye layik. Güzelliklere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-4808472116308142416?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/4808472116308142416/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=4808472116308142416' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/4808472116308142416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/4808472116308142416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/doa-ykleri-ocuunuza-okuma-alikanlii_28.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-9066509740100057480</id><published>2007-11-28T06:33:00.000-08:00</published><updated>2007-11-28T06:38:46.719-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>DOĞA ÖYKÜLERİ&lt;br /&gt;ÇOCUĞUNUZA OKUMA ALIŞKANLIĞI VERME&lt;br /&gt;ÇEVRENİZDE YAŞAYANLARLA İLETİŞİM&lt;br /&gt;ÇOCUKLARINIZLA YAŞADIKLARINIZ&lt;br /&gt;AİLE İÇİNDE ÇOCUK SORUNLARI&lt;br /&gt;bu konularla ilgili her şey için bizi arayabilirsiniz.&lt;br /&gt;DUSOD Dünyaya Saygı İnsana Olanak ve Destek Derneği bu amaçla kuruldu. Sizlerin her sorunuza çare bulmak için variz bir mailiniz ya da bir telefonunuz yeter. Bütün amacimiz çocuklarınızla ve ailenizle mutlu huzurlu yaşamanız. Her şeyşn para olmadığını biliyoruz. Öyle olsaydı sadece dünyada parası olan insanlar mutlu yaşardı. İnsan her şeye layik. Güzelliklere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-9066509740100057480?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/9066509740100057480/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=9066509740100057480' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/9066509740100057480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/9066509740100057480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/doa-ykleri-ocuunuza-okuma-alikanlii.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-6522340912489518868</id><published>2007-11-28T06:29:00.000-08:00</published><updated>2007-11-28T06:33:03.584-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>ÇOCUĞA OKUMA AŞKI VERMENİN YOLLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                ÇOCUĞUMUZA ÖRNEK OLMALIYIZ  &lt;br /&gt;       Çocuklarımız yıllar sonra bile onları etkileyen davranışlarımızın izlerini taşırlar...&lt;br /&gt; Yazılanları okurken bir kez bile çocuğa kitap oku demeden ona bu alışkanlığı nasıl vereceğimizi gözler önüne sereceğiz.&lt;br /&gt; Ona okumaya yönlendirmenin ne kadar kolay olduğunu görerek umutlanacağız.  Bunların bir kaçını yapmanın bile yeterli olması  yüreklendirip heyecanlandırabilir.  Çocuğunuzun aşkla kitap okumaya başlaması sizi gururlandıracak,  gelecekteki yaşamının mutlu geçeceğini düşünmeniz de sevindirecek.&lt;br /&gt; Aşağıda peş peşe sıralanan önerileri ‘‘ Ben bunları zaten yapıyorum’’deyip geçmemelisiniz.  Gerçekten yapıp yapmadığınızı arada sırada da olsa ihmal edip etmediğinizi gözden geçirmeniz gerekir. &lt;br /&gt; Çocuğa Kitap Aşkı Nasıl Verilir?&lt;br /&gt;  Kitap okumayı seven çocuklara imrenerek bakılır. Çok özel bir yaşam biçimiymiş gibi algılanır.  &lt;br /&gt;Kitap okuyan,  okumaya önem veren bir nesil yetiştirmek istiyorsak bunu sadece öğretmenlere bırakmamalıyız.  &lt;br /&gt; Kitap okuma alışkanlığı edinmenin de tıpkı diş fırçalamak,  temizlik anlayışını geliştirmek gibi bir çalışma gerektirdiğini unutmamalısınız.  &lt;br /&gt; Çocuğunuzu siz yönlendiriyor,  onun ihtiyaçlarını siz karşılıyorsanız geç kalmış değilsiniz.  &lt;br /&gt; Bazı davranışlarınıza dikkat ederek onu çok okuyan biri yapabilirsiniz.  Belki çocuğunuz için bir yol çizmeye çalışırken siz de okuyan ve araştıran biri olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KİTAP OKUMAK NİÇİN ÖNEMLİDİR?&lt;br /&gt;Okuyarak sözcük dağarcığı genişler.&lt;br /&gt;Konuşabilen,  konuştukları anlaşılan  anlatabilen birey olunur.&lt;br /&gt; Biz dağarcığımızdaki sözcüklerle düşünürüz.  Sözcük dağarcığımızda az sözcük varsa hayallerimiz de dar bir alan içinde kalır.  Sözcükler olmadan düşüncelerimizi genişletemeyiz.  &lt;br /&gt; Hayallerimizin geniş olması,  düşüncemizin genişlemesi sözcük zenginliğimize  bağlıdır.  Düşünen insan olabilmemiz için  öğrendiğimiz sözcükleri kullanabilmeliyiz.&lt;br /&gt;DÜŞÜNEN İNSAN OLMAK ÖNEMLİDİR&lt;br /&gt; *** Düşünen insan az hata yapar &lt;br /&gt; Herhangi bir davranışta bulunmadan önce düşünür.&lt;br /&gt; *** Geleceğin nasıl olacağını görebilir.   Karar almadan önce birkaç seçeneği belleğinde sözcüklerle sonuçlandırır.&lt;br /&gt; *** Düşünürken karşısındakinin yerine kendisini koyarak ani öfkelere kapılmaz. &lt;br /&gt; *** Affedicidir.&lt;br /&gt; *** Yapılan iyilikleri unutmaz.  Düşünerek hatırlayabilir.&lt;br /&gt;      *** İlişkilerini gözden geçirerek karar verir. Genelde  doğru karara yaklaşır.&lt;br /&gt; *** Kendine ve sevdiklerine zaman ayırır.&lt;br /&gt; *** Faydalı uğraşlar bulur.&lt;br /&gt; *** Daha önce yaptığı yanlışları tekrarlamaz.&lt;br /&gt; *** Düşünen insan mutsuz olamaz.  Düşünceleri onu çıkış yoluna götürür.&lt;br /&gt; *** Düşünen insan; kimden, ne zaman yardım isteyeceğini bilir.&lt;br /&gt; MUTLAKA  YAPMAMIZ GEREKENLER &lt;br /&gt; 1-*** Eve her gün bir gazete, en az haftada bir dergi almalıyız.&lt;br /&gt; Yakın komşular ya da akrabalarla dönüşümlü okunabilir. &lt;br /&gt; Şadanlar Çanakkale’ye 40km uzaklıktaki bir köyde yaşıyorlardı.  Şadan’ın kuzenleri haftada bir kez köy otobüsüne biriktirdikleri gazeteleri verip gönderiyorlardı.  Şadan ve ailesi gazeteleri ancak bir hafta sonra okuyabiliyorlardı.  &lt;br /&gt; Ailenin bütün fertleri okuma alışkanlığını geç de  olsa ellerine geçen gazetelerle kazandı.  Aile içinde yetişen bütün çocuklar yüksek okullara gitti ve meslek edindiler.  &lt;br /&gt; 2-*** Çantamızda ne zaman okuyacağımızı hiç düşünmediğimiz bir kitap bulundurmalıyız.&lt;br /&gt; Arabamızın arkalıkların birine atacağımız bir dergi ya da bir kitap,  arabanın içinde beklemek zorunda kaldığımızda zamanı değerlendirmemizi sağlayacaktır.  &lt;br /&gt; Yatılı bölge okulunda ilk eğitimini aldıktan sonra, Gebze Orta Okulu ve ardından Kadıköy Kız Lisesinde eğitimini üslendiğim Emine Can ‘‘Ben okuyup bitirdiğim dergiyi, bir daha okumayacağım bir kitabı bindiğim bir takside ya da otobüste bırakırım.  Unutmuş gibi yaparım, amacım benden sonra gelenin okumasıdır,’’ der.&lt;br /&gt; l Niğde Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden mezun olan Emine Can’ın, ‘‘Okuma alışkanlığımı böyle unutulmuş gazete ya da dergilerden edindim.  Onu bulduğum anda aldığım zevki size anlatamam...’’  Sözlerinin düşündürücü olduğunu söylemeliyim.            &lt;br /&gt;          Eşinizi arabada beklemek zorunda kalabilirsiniz  Siz çantanızda ya da arabanızda bulundurduğunuz kitabı okuyun.  Eşinizin dönmesini beklerken kitabınızın sayfalarını çevirin.  Okuyacak zaman bulduğunuz içinde mutlu olun.  Çok beklediğinizi söyleyerek yakınmanız,  ne sizinle birlikte bekleyen çocuğunuza ne de size yarar sağlar.  Sizi bekleten eşinizi üzmekten başka bir işe yaramaz.  &lt;br /&gt;         Siz kitap okurken çocuğunuzun hareketlerini kısıtlamayın,  ona emirler yağdırıp sessiz durmasını söylemeyin.  Teybi açsın, oynasın...Siz kitabınızı okuyun.  Tabi ki size ve kendisine zarar vermesine göz yumamazsınız.  Kitap okuduğunuz için sıkılmadığınızı anlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-***Evden çıkmaya hazırlanırken çantamızın yeterli gelmediğini,  elimizdeki kitabı almak için bir parfümü ya da çok sevdiğimiz bir eşarbı bırakmak zorunda kaldığımızı çocuğa hissettirmek,  ‘‘ yanına bir kitap al da oku’’ demekten daha yararlı olabilir.&lt;br /&gt;  ‘‘Bu kitabı koyarsam parfümümü sığdıramam...  Zararı yok,  parfüm kalsın...  Kitapsız  çıkamam...’’gibi sözlerle,  kitap için nelerden vazgeçebildiğimizi çocuğumuza göstermeliyiz. &lt;br /&gt; ***Çocuğunuza okuduğunuz kitapların sonunu değiştirmeyin...Kısaltmayın...  Çocuğunuz aynı sona ulaşarak güven kazanır.  Pek çok çocuk aynı sona ulaşabilmek için aynı kitapları okumaktan büyük zevk alır.  Bunun için çocuklarınıza sakın,  ‘‘ne zevk alıyorsun hep aynı kitap aynı öykü...’’ demeyin.  &lt;br /&gt; Değişik öykü okuyun ama istiyorsa aynı kitabı okumalısınız.&lt;br /&gt;4- *** Çocuğunuz oyuncaklarına dalmış oynuyor ya da televizyonun karşısına geçmiş en sevdiği filmlerden birini izliyor...  Zaman durmadan geçmesine rağmen aldırdığı yok...&lt;br /&gt; Siz sinirleniyorsunuz,  zamanın boşu boşuna geçtiğini düşünmekten başka bir şey yapamıyorsunuz. &lt;br /&gt; Sakın ona, ‘‘Bırak şunları yeter artık!  Biraz da kitap oku!’’ diye yaklaşmayın.&lt;br /&gt;  ‘‘Canım o kadar güzel oynuyorsun ki çocuk olasım geldi.  Sana 10 dakika veriyorum.  10 dakika sonra oyununu  bitirip biraz da kitabını okumalısın...’’&lt;br /&gt; Yine aldırdığı yok  oyuna devam... &lt;br /&gt; Sizi duymak istemiyor.  Araba sesleri, konuşan oyuncaklar, bambaşka bir dünyada...&lt;br /&gt; Elinize bir çalar saat alın onu kurun ‘‘Bak güzelim bu çalar saat biraz sonra çalacak.  Farkında değilsin 10 dakika geçti,  ben de anlamadım nasıl geçtiğini,  ama şimdi ikimizi de zaman aldatamayacak,  onu kontrol altına alıyoruz...  Biz seninle çalar saat çalar çalmaz oyuncakları toplamaya başlayacağız’’deyin.&lt;br /&gt; O size kafasını sallayarak da ‘‘olur’’ derse başardınız demektir.&lt;br /&gt;5-  ***Çocuğunuz okumayı öğrenmiş olabilir,  ama ona kitap okumaya devam edin.  İlk okul 5. sınıftaki bir çocuğa bile kitap okuyabilirsiniz.  Doğru düzgün okuma alışkanlığı kazana kadar sürekli kitap okumalıdır.&lt;br /&gt; Aynı saatlerde okumak;  okuma bilmeyen ya da bu alışkanlığı tam edinememiş çocuklara her zaman yararlı olur.  &lt;br /&gt; Akşam uyku öncesi yatağının kenarına oturup okumak ona verilecek en güzel armağan,  en sıcak sevgidir.  Sayfalarca okumanız da gerekmez.  Birlikte seçtiğiniz bir kitabı birkaç günde bitirebilirsiniz.&lt;br /&gt; Bazen aksilikler üst üste gelir, programlar çatışır.  Zaman sizin kontrolünüzden çıkmış görülür.  Sizi bekleyen  ne olursa olsun okuma saatinizi ertelemeyin. Işıklar kesilmiş olsa bile özel bir aydınlatmayla kitap okuma saatinizi değerlendirin.&lt;br /&gt; Çocuğunuza kitap okuyarak vereceğiniz  dakikaların devamlılığı  çok önemlidir. ‘‘Bu gün çok işimiz var yarın söz...’’demeyin.  Bir sonraki güne bırakırsanız aranızdaki anlaşmayı siz bozmuş olursunuz.  Çocuğunuz da daha sonraki okuma saatini gereksiz yere uzatmak isteyerek mızmızlanır ya da sizi dinlemeyerek tepki gösterebilir...  siz niye böyle davrandığını düşünmek zorunda kalabilirsiniz.&lt;br /&gt; O bilmeli;  ne olursa olsun siz kitap okuma zamanında mutlaka onun yanında olacaksınız.  Kısa zamanda etrafınızdaki bütün insanlar sizin bu davranışınızı benimseyecektir...  çocuğunuz söz konusu olduğunda etrafı fazla önemsememelisiniz.  Çocuğunuz toplumun geleceğidir.  Onu en iyi şekilde yetiştirmek sizin görevinizdir.&lt;br /&gt;          &lt;br /&gt;Ne yaparsanız yapın çocuğunuzu kitaba yönlendiremiyorsunuz...  oyun ve zamanını boşa harcamak onun yaşam biçimi.  Yine de umutsuzluğa kapılmayın.  Hala zamanınız var.&lt;br /&gt;Okuma alışkanlığı kırk yaşından sonra bile edinilebilir, ama ne yazık ki okunabilecek zamanlar boşa geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                    BUNLARIN BİR KAÇINI YAPIN YETER&lt;br /&gt;   Size beş ayrı bölümde mutlaka yapmanız gerekenler söylendi.  Bundan sonra örneklerle verilen olaylardan bir kaçını seçip,  kendi yaşantınıza ve kendi çocuğunuza uygun olanları uygulayabilirsiniz.&lt;br /&gt;  Birden bire bunların hepsini uygulamaya kalkarsanız çocuğunuz yorulur, siz de umutsuzluğa sürüklenirsiniz.  Sabırla,  zaman içinde uğraşmalısınız,  çok acele etmemelisiniz.  &lt;br /&gt; Çocuk kendisine bir senaryo hazırladığınızı anlamamalı.  Çocuklar bazen sizin yapmak istediğinizi hemen anlayıverirler.  &lt;br /&gt;  Evinizde Bir Kitaplık Bulundurun&lt;br /&gt;  Evinizde büyük bir kitaplık olmayabilir, ama en azından okuduğunuz kitapları koyduğunuz bir dolabınız olsun.  &lt;br /&gt; Arada sırada kitapları çıkarıp tozunu alın, çocuğunuzun size yardım etmesini ya da bu işi onun yapmasını isteyin.&lt;br /&gt; Aile büyüklerinizden kalan eski kitapları okşar gibi elinizde tutun.  Kitabın eskiliğinden, nasıl bu günlere gelindiğinden söz edin.  Ders vermeyin...  Çocuğunuzla bu konuda sohbet edin onun da konuşmasını sağlayın...&lt;br /&gt; Size oyuncaklarından örnek verecek,  oyuncaklarının eskiliğiyle övünecektir. Kabul edin...&lt;br /&gt; Konuşsun...&lt;br /&gt; Ama siz yine de sözü sonunda kitaplara ve kitaplığınıza getirin.  &lt;br /&gt;Kitap Fuarlarını Telaş İçinde Gezmeyin&lt;br /&gt; Çocuğunuzu kitap fuarına götürün. &lt;br /&gt; Kitaplara uzaktan değil yakından bakmasını sağlayın.  Sevdiği kitapları eline alsın karıştırsın. Onu sabırla bekleyin.&lt;br /&gt; Alamadığınız kitapları birlikte küçük bir deftere not edin.  Okuma yazma bilmeyen çocuğunuzla bu notların yanına tanıtıcı işaretler koyun,  resimler çizin.  Bu işaret ve  resimlerle incelediğiniz kitabı daha sonra onun hatırlamasını sağlayın...  Kitapla ilgili broşürler de edinebilirsiniz.&lt;br /&gt; Fuar dönüşü mutlu görünün.  Geç  kaldığınızı söyleyip çok zaman harcadığınızdan söz etmeyin.  Ama zamanın yetmediğinden söz edebilirsiniz.  &lt;br /&gt; Kitap fuarını gezmek için ayırdığınız zamanın neşeli geçmesi  için  elinizden geleni yapın.  &lt;br /&gt; Geciktiğiniz için yemek hazırlığı yapamamış olabilirsiniz.  Evde sizi bekleyenlerle beraber o akşamki yemeğinizi hazırlayın neşeli bir gece geçirin.&lt;br /&gt; İmzalı Kitaplara  Önem Verin&lt;br /&gt;Şu anda Koç İlköğretim Okulu öğrencisi olan Umur’u kitap fuarlarından birinde tanımıştım.  O zaman Umur 9  yaşındaydı.  Daha sonra onunla çok iyi arkadaş olduk.  &lt;br /&gt;Umur kasadaki yayınevi sorumlusuna kitaplarımdan birinin fiyatını sordu.  Öğrendi.  O kitabı almak istiyordu.  Kitabı bana imzalatabileceğini söylediklerinde tekrar kasaya yöneldi,  ‘‘imzasıyla bu kitap kaç lira?’’ diye sordu...&lt;br /&gt;Bu benim unutamadığım bir olaydır.&lt;br /&gt;Fuarlarda yazarların imza günlerini öğrenin,  yazarla çocuğunuzu tanıştırmak için gidin.  Bazen böyle bir tanışma kitap satın almanızdan daha yararlı olabilir.&lt;br /&gt;Çocuğunuzu yazarlarla tanıştırmak için beklerken onlara bildiğiniz kadarıyla kitapların nasıl yazıldığından,  yazarların kitap yazarken neler hissetmiş olabileceklerinden söz edin.&lt;br /&gt;Daha önce birlikte okuduğunuz kitapları yazarlarına götürüp imzalatmanız çocuğunuzla aranızda çok güzel bir yakınlık kurar, kitaplara önem vermesini sağlar. &lt;br /&gt;Sadece Kitap Satın Alın&lt;br /&gt;Onun sizle gelebileceği bir günü seçin...  &lt;br /&gt;‘‘Anne nereye?’’&lt;br /&gt;‘‘Çarşıya kitapçıya gidiyorum’’deyin,  sizinle gelmek istiyorsa gelmesine izin verin.  Gelse de gelmese de sizin alışverişiniz sadece kitap olsun.  Ruj, domates, kuruyemiş, maden suyu, çikolata, sigara almayın...  çocuğunuz almanızı isterse ‘‘Kitap için çıktım.  Yanımdaki para kitap için’’ deyin...  Kitap alın ve neşeyle evinize dönün.&lt;br /&gt;Akşam otururken bu alışverişinizden ve kitapçıdan eşinize söz edin.  Sizi ilgiyle dinlemesini sağlayın. &lt;br /&gt;Çocuğunuz kitap seçmek için zaman ayırdığınızı,  kitabın yaşantınızda özel bir yeri olduğunu bilsin.&lt;br /&gt; Doktora Giderken Kitap &lt;br /&gt;Doktora ya da dişçiye giderken çantanızda mutlaka bir kitap bulundurun.  Bekleme süresinde çıkarıp okuyun...  Çocuğunuz zamanınızın ne kadar iyi geçirdiğinizi gören ilk kişi olacaktır.  &lt;br /&gt;Sıkıldığını söylerse onun için taşıdığınız bir dergi veya kitabı ‘‘sürpriz’’ deyip verin...  Sevdiği ya da seveceğini düşündüğünüz bölümleri kucağınıza oturtup okuyun.  &lt;br /&gt;Bunu bir yolculukta da yapabilirsiniz.  &lt;br /&gt;Çocuğunuz okuma yazmayı biliyor olabilir,  yine de siz okuyun.  Sizin kitap okumanız ona eğlenceli gelecektir.  Ona meme verirken yaşadığınız mutluluğu yaşayın,  siz de kendinizi çok iyi hissedeceksiniz.&lt;br /&gt; Bakkalınıza Kitap Armağan Edin&lt;br /&gt;Bakkalınıza,  kasabınıza bir kitap armağan edin.  Bazen bir yılbaşı ya da bayram günü iyi bir fırsattır.  Kitabı çocuğunuzla birlikte verin...&lt;br /&gt;Kitap armağan ettiğiniz kişinin o kitabı okuduğundan emin olun.  Başka bir gün çocuğunuzun yanında o kitaptan söz etmesini sağlayın.  Ne kadar doğru bir armağan verdiğinizi,  kitapla  güzel zaman geçirmiş olabileceğini çocuğunuzla konuşun.&lt;br /&gt;(Kasabınıza hayvanlarla ilgili bakkalınızla müşteri ilişkileriyle ilgili,  sucunuza doğal su kaynaklarıyla ilgili bir kitap seçebilirsiniz.)&lt;br /&gt; Örgünüzden Dert Yanın&lt;br /&gt;Bu güne kadar rahat koltuğunuzda oturup örgünüzü ya da dantelinizi yaptınız.   Siz örgünüzü yaparken defalarca kitap okumanın yararlarını anlattınız... Bütün bu öğütlerinize rağmen ona kitap okuma alışkanlığını veremediniz...  Okumamak için diretti.  Bazen okumaya karar verse de çabucak sıkılıp kitabı bir kenara bıraktı. &lt;br /&gt;Geç kalmış değilsiniz. Kitap okuyarak ona örnek olmak aklınızın ucundan bile geçmedi.&lt;br /&gt;Her şeye baştan başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bir gün aniden örgünüzden şikayet ediverin...  Hırsla örgüyü kenara bırakın. ‘‘örgü yapmak çok zevkli,  çok güzel.  Ama kitap okumama engel oldu.  Ben bu örgüye ara veriyorum.  Biraz örgü,  biraz kitap’’deyip elinize aldığınız kitabı okumaya başlayınız.&lt;br /&gt;Çocuğunuz şaşıracaktır.  Bir süre ‘‘  anneme neler oluyor’’  da diyebilir.  Sizin bu konuda ne kadar kararlı olduğunuzu görürse doğru davrandığınızı kabul edecektir.&lt;br /&gt;Belki bir gün örgü örme zamanını uzattığınız da size kitabınızı bile alıp getirecektir.&lt;br /&gt;Yemek Tarifleri&lt;br /&gt; Kız çocuğunuzu mutfağa yanınıza alın.  O gün için hazırlayacağınız yemek tariflerini size okumasını,  lazım olan malzemeleri saymasını isteyin.&lt;br /&gt;O  okusun siz malzemeyi hazırlayın. &lt;br /&gt;Üç çeşit yemek hazırlamak demek  onun  iki sayfa okuması üstelik de dikkatle okuması demektir.  Bu arada diğer tarifleri de karıştırıp okumak isteyecektir.  Ona okuma alışkanlığı vermek için güzel bir fırsattır. Arada sırada karıştırmasına ya da yoğurmasına  göz yummalısınız. Ama tarifi okuyan o olmalıdır.&lt;br /&gt;Bir tamirat  ya da montajın nasıl yapılacağını, tanıtım kitapçığından   erkek çocuğunuzun okumasını isteyebilirsiniz. Bu seçim çocuklarınızın cinsiyetleriyle  toplumda üstlendikleri görev değil,  ilgi alanlarına göre ayarlanmalıdır. &lt;br /&gt;Babaannesinin ya da sizin ilaç tanıtımlarını da okumalarını isteyebilirsiniz.  ‘‘ne biçim okuyorsun ver şunu bana’’deyip elinden çekerseniz ya da başka birinin okumasına izin verirseniz,  her şeyi berbat edersiniz.  İşinizi biraz geç yapacağınızı baştan kabul etmelisiniz. O bir yetişkin değildir.  Sizin gibi çabuk bitirmek gibi bir amacı olmayacaktır.&lt;br /&gt;Okudukları anlaşılana kadar okumasını sürdürmesine izin verin... Yardım edip birlikte okuyabilirsiniz...  İşe yaradığını mutlaka hissettirin.&lt;br /&gt;Çocuğunuzu kırmamak için ‘‘aferin çok güzel okudun...’’deyip,  elinden alır kendiniz okursanız bu da doğru olmaz.  Birlikte okuyup,  birlikte tamamlamalısınız. &lt;br /&gt; Mektup ve Elektronik Posta Okuyun&lt;br /&gt;Uzaktaki bir akrabanızdan gelen mail ya da mektupları çocuğunuza okuyun.  O akrabanızdan,  başka bir gün yazdıklarının içine resim ya da şekiller çizmesini isteyin. &lt;br /&gt;Bazen de size bir oyuncaktan ya da çocuğunuzdan çok seveceği bir filmden söz etmesini sağlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;İçerisinde  sözü edilen oyuncağı alın,  götürmenizi önerdiği filme götürün.&lt;br /&gt;Mektubu okumasaydınız,  haberiniz olmayacağından söz edip;  teşekkür etmek için çocuğunuzla birlikte yazabilirsiniz.&lt;br /&gt;Yeni gelen bir postayı okumanız için sabırsızlandığını gördüğünüzde başardığınızı düşünebilirsiniz &lt;br /&gt;Uzaktan gelen bir posta çocukları daima etkiler.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;                Fotoğrafları Kullanın&lt;br /&gt;Her çocuğun ailesinde hayranlık duyduğu birileri vardır.  Bazen bir dayı,  bazen teyze,  bazen dede olabilir.&lt;br /&gt;Uzaktaki  o kişinin kitap okurken bir resim çektirip çocuğunuza özel birkaç cümle yazıp göndermesini sağlayın.&lt;br /&gt;Resmi, büyütebileceğiniz kadar büyütüp çocuğunuzun istediği bir yere asın.&lt;br /&gt;Kitap okurken çekilen bir resim  olduğu için değil, çok sevildiği için büyütüldüğünü çocuğunuz düşünmeli.  Sevdiği kişinin kitaplar arasındaki gülümseyen mutlu yüzünün onu ne kadar etkileyeceğini sanırım artık düşünebiliyorsunuzdur.&lt;br /&gt; Bir Arkadaşınızla Anlaşın&lt;br /&gt;Çocuğuyla her zaman kitap okumayı alışkanlık haline getiren bir arkadaşınızla;  lunaparka,  sinemaya,  tiyatroya veya çarşıya gitmeye karar verin.  Çocuğunuzun en sevdiği oyuncak mağazalarından birine de gitmeye hazırlanabilirsiniz.&lt;br /&gt;Arkadaşınız ve çocuğu yarım saat geç geleceklerini söylesinler... Sizinki bir an önce gitmek isteyerek sabırsızlanacaktır...&lt;br /&gt;Geç kalmalarının nedenini unuttuğunuzu söyleyip; ‘‘Gecikeceklerini söylediler, ama nedenini hatırlamıyorum.  İstersen telefon edelim’’deyin.  O konuşsun.  Karşıdan gelen yanıt düşündürücü...&lt;br /&gt;‘‘biz kitabımızı okuyoruz.  Az kaldı.  On beş dakika daha okuyup yola çıkacağız’’ dediklerinde, ‘‘Hay, Allah , söylemişlerdi...  Nasıl unuttum kitap okuyacaklarını’’ deyip,  fazla üzerinde durmayın.&lt;br /&gt;Çocuğunuz bir an kitapları ve kitap okumayı düşünecektir.&lt;br /&gt; Aman Babalar Rahatınız İçin Azarlama Yok&lt;br /&gt; Hafta sonu pek çok baba koltuğuna uzanır ve gazetesini okur.  Rahatsız edilmeye dayanamaz.  Köşe yazılarını,  dip notlarını... Futbolla ilgili yazıları okur okur...&lt;br /&gt;Okuyan biri her ortamda çocuğa iyi bir örnektir.&lt;br /&gt;Çocuk yanınıza gelir,  sizinle oynamak,  hayvanat bahçesine gitmek,  öylesine konuşmak isteyebilir.&lt;br /&gt; ‘‘Bu evde bana rahat yok,  bir gazete bile okutmuyorsunuz!’’ diye çocuğa bağırmak çok yanlıştır.  O zaman çocuk okuyan insanlardan ürker, korkar, evde kitap ya da  gazete okunmasından hoşlanmaz.&lt;br /&gt; Ne olursa olsun bir baba başını kaldırıp,  sevgiyle çocuğunu yanıtlamalıdır.  Çocuğa bağırıp çağırmamalıdır.  Gazetesini bir kenara bırakmalı çocuğuyla ilgilenmelidir.&lt;br /&gt; Okurken göstereceğiniz öfkenin çocuğu okumaktan soğutacağını unutmamalısınız.  Bunu tıpkı banyo günlerinde telaşla geçiren bir ailenin çocuğunun banyodan nefret etmesi gibi algılamalısınız.&lt;br /&gt;Çocuktan biraz zaman isteyip okumaya devam etmek en güzel ve en doğru davranıştır.  Okunan gazetede çocuğun ilgisini çekecek bir resmi göstermek ya da bir karikatürü anlatmak ise mükemmel bir davranıştır.&lt;br /&gt;  Bırakın Sesini Kasete Alsın              &lt;br /&gt;Çocuğun kitaplarla hiç ilgisi yok. Bozmak, kırmak, karıştırmak ilgi alanı gibi görünüyor. &lt;br /&gt; Önüne bir teyp koyun. Okuduğunuz kısa fıkra ve öyküleri  kasete çekmesini isteyin. Kendi sesinden ve sizin sesinizden çekilenleri dinleyin, kitaptan  takip ettirin. Kaseti başa da      sona da   saran, çalıştıran o olsun. &lt;br /&gt;Yazılı metinlere saygı gösterin&lt;br /&gt;Posta kutusundan aldıüınız ödeme ve dşger reklam &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  SONUÇ &lt;br /&gt;Bütün bunları uygulamanız tabi ki mümkün değil. Ama zorunlu yapmanız gerekenlerin dışındaki birkaç taneyi denemeniz,  size yarımcı olacaktır.&lt;br /&gt;Çocuklara oku demek yerine örnek olmak en güzelidir.&lt;br /&gt;Düşünen bireyler  olmak için okumalıyız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-6522340912489518868?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/6522340912489518868/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=6522340912489518868' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/6522340912489518868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/6522340912489518868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/11/ocua-okuma-aki-vermenin-yollari.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-2363751509303094730</id><published>2007-08-22T11:01:00.001-07:00</published><updated>2007-08-22T11:05:32.028-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>YEREL HABERCİLİK&lt;br /&gt;                     Gazetecilerin yazdığı haberler kaynak olabilir mi diye hiç düşündünüz mü? Ben uzun zamandır, son günlerde okuduğum kitaplardan dolayı düşünür oldum. Gazetecilik mesleğinin saygınlığı düşüncelerim arasında yerimi bulmaya çalışırken de böyle bir yazı döküldü kalemimden. Belki de yazım bir kez daha bazı gazetecilerin kulağına küpe olur gibi de değerlendirilebilir. Yoksa bu meslek önemlidir, bu gün yaz yarın unut gibi algılanamaz.                &lt;br /&gt;                           Gazeteciler Her Şeyi Yazmaz&lt;br /&gt;                 Okuyucu gazetecilerin her şeyi yazmadığını, basının her şeyi yayımlamadığını düşünmeye başladığında, gazetecilik daha güvenilir bir meslek olur. Bunun yalnız benim fikrim olduğunu sanmayın. Böyle düşünen bazı akademisyenler de var. Her şeyi yazmaya ve  yayımlamaya kalkarsa çok hata yapabilirler. Bir gazetecinin araştırma yapmadan yazmadığını gösteren bir özellik olarak da algılanabilir. Bu şekilde algılandığında o basın kuruluşuna güven kalmaz. Kamuoyu oluşturan suçlama ve skandal haberleri prim yaptığı için, değerli basın mensuplarına geçici şöhret ve servet sağlayabilir.  &lt;br /&gt;                    Bir örnekle yazıya devam etmek isterim.&lt;br /&gt;                  Tarihçilerin gerçeğe ulaşma yöntemlerine bakarak haber kaynaklarının bizlere aktardıklarından yararlanmalarına dikkat edelim. Olasılıklar, zıtlıklar hepsi kafaları kurcalar.  Ama bize ulaştırılan bilgilerin başka bir kaynakla değişmesi her zaman olasılık içindedir.                 &lt;br /&gt;                     Tarihçi bütün verileri tek tek inceler ve bizim için kaleme alır. &lt;br /&gt;                    Gazete haberleri tarihe kaynak olabilir mi? &lt;br /&gt;                    Sanırım olmaz diye yanıt vermeniz gerekecek. Hele yüzyıl gerilere gidip, gazete haberlerinin isimsiz yapıldığını düşünecek olursak,  imzasız bir gazete haberine güvenmemizin ne kadar güç olduğunu anlayabiliriz. Zaten yüzyıl önce habere imza diye bir alışkanlık da yoktu. &lt;br /&gt;                    Gazete yazılarının birinde geçen bir cümlenin; Orhan Pamuk’un romanından alındığını evimize gelen gazeteden öğrenelim. Bir araştırmacı bu cümleden yola çıkarak bir şeyler yazmak istediğinde o gazetedeki cümlenin  Orhan Pamuk’un romanından alınıp alınmadığına  ne kadar güvenir? &lt;br /&gt;               Gazetedeki yazıdan alındığını bilimsel  araştırmasına dip not düşen  bir araştırmacının  yazısına okuyucu nasıl bakar? &lt;br /&gt;                 Bu soruları iki soruyu ben kendime sorarken, sizlerin de kendi kendinize sormasını bekledim.&lt;br /&gt;                         1830’ların başlarında Stuart Mill’in çevirilerinden birinin başına gelen olay, Jacques Barzun’un yazdığı konuyla ilgili bir kitapta aynen anlatılmakta. Üstelik de Fransız seçkinlerinin bir dergisinde  yayımlanan “J” imzalı uzun bir mektuptan söz etmekte. Mantık ölçülerinde bu mektup Stuart Mill’in çevirisi  gibi görünmektedir, diyen kitapta; Stuart Mill’in İngiltere’de sosyalist gruplarla bazı araştırmalar yaptığı için o mektubun ona ait olduğunun düşünülmesi gerektiği söylenmekte. Oysa ki bütün bunlar Stuart Mill çevirdi  demek için yeterli değildir. Yanına bir M harfi eklenmiş olsa da, birkaç gün sonra başka bir editör kanalıyla ayni dergiye “J” imzalı ikinci bir mektup ulaştı. Sıradan bir İngiliz’den geliyordu. Araştırma devam etti. Dördüncüsü, beşincisi eklenir. &lt;br /&gt;             Sonunda daha önce yayımlanmış bir not bulunarak gerçeğe varılır. O zaman ilk yazıyı, yani gazetecinin yazısını araştırmacının kullanamadığı görülmektedir.                           &lt;br /&gt;            Aslında belki de haberin niteliğini düşüren; iletişim araçlarının durmadan gazeteciliği kolaylaştırmasıdır. Bir çok gazetecinin bu gün, haber ayağına gelir. &lt;br /&gt;                          Yine ayni kitapta giderek artan yanlışlamalardan söz ediliyor. Elinde silah var diye çoğu insana katil, hapishane parmaklıkları arkasında diye dolandırıcı denilebilmektedir. &lt;br /&gt;                          Renkli ayrıntılarla, dış mekanların süsü ve çarpıcı özellikleriyle çekilen filmler de, belgeseller de bizi yanıltabilmekte. Çoğu insan bu görüntüleri araştırmacı mantığıyla hazırlandığını düşünerek gerçeğe dönüştürür. Tamamen savsata denebilecek haberler önem kazanır. Bazen de çok doğru yapılan haberler önemini yitirir. &lt;br /&gt;                        Yerel basında bunun ne farkı veya ne ilgisi var dediğinizde benimle ayni düşünceleri yakalayabilirsiniz.  Yerel basın kendi yöresinin olayının  içindedir. Olay  çevresinde geçmektedir. Yere yakındır, ulaşması kolaydır. Tonlarca para ödeyerek haberi satın alması ya da çağın gelişmiş iletişim araçlarından  faydalanması gerekmez. &lt;br /&gt;            Daha önceki olaylarla bağlantı kurarak değerlendirme olanakları sonsuzdur. Kişi ve kuruluşlardan ne şekilde yardım alabileceğini yerel gazeteci  bilir. Görgü tanıklarına ulaşabilir. Olayın kahramanlarından bire bir bilgi alabilir. Herkesle her noktada yüz yüze gelebilir.  &lt;br /&gt;                         Yerel basın daha güvenilir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;                          İletişim araçlarının, ilerleyen teknolojinin basına ve medyaya verdiği zararın bir de bu açıdan düşünülerek değerlendirilmesini uygun görüyorum. Toplumun görüş ve düşüncelerine, kararlarına, akademisyenlerin yapacakları araştırmalara ışık tutamamasının sıkıntısı yaşanırken yerel basının güvenirliliğinin gururunu yaşıyorum.&lt;br /&gt;                          Ben araştırmacı olsaydım, yerel basının haberlerinden, köşe yazılarından yararlanırdım. Yerel basın 21. yüzyılda bu saygınlığı elinde tutmak için kaynağından haber yapmayı sürdürmeli, özellikle çevresiyle ilgili haber hazırlarken çok dikkatli olmaya devam etmeli. Tarafsızlığını bir ilke olarak korurken, yerel haberleri yaparken bütün hassasiyetiyle hareket etmeli, fısıltıyla haber yapmamaya özen göstermeli. Haberlerini dili geçmiş zamanla sunacak kadar içinde olmalı.&lt;br /&gt; .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-2363751509303094730?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/2363751509303094730/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=2363751509303094730' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/2363751509303094730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/2363751509303094730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/08/yerel-habercilik-gazetecilerin-yazd.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8142950779762234065</id><published>2007-08-22T11:01:00.000-07:00</published><updated>2007-08-22T11:03:24.102-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>SAMSUN&lt;br /&gt;           Gençlere hizmet etmede öncülük eden bir şehir Samsun. Çevre kasabalarındaki kaplıcaları ile de ünü yerinde. Konaklama, sosyal yaşamı devam ettirme gibi olanakları en üst düzeyde yakalayan Samsun şehriyle gurur duyabiliriz. &lt;br /&gt;             İl Gençlik ve Spor Müdürlüğünden alınan bilgiye gore gerçek bir spor şehri Samsun. 3 adet tenis kortu, 1 boks salonu, 1 atıcılık, 1 okçuluk salonu, 97 adet semt basketbol sahası, 35 voleybol sahası ve 70 adet semt futbol sahası faaliyet göstermektedir.Faal sporcu sayısı 17116, hakem sayısı 900, Kadrolu antrenör sayısı 4, Fahri antrenör sayısı 62, profesyonel kulüp sayısı 2, faaliyet gösteren spor kulüpleri sayısı (Spor, müessese, ihtisas, özürlüler) 135’dir. &lt;br /&gt;       Samsun Adı Nereden Geliyor&lt;br /&gt;  Milet göçmenleri tarafından kurulan kıyı şehrimiz Samsun.  &lt;br /&gt; Eski adı Amisos’tur. Halk içinde değişe değişe bu isim Samsun oldu.&lt;br /&gt;         Samsun bölgesine Türkler Canik Bölgesi derlerdi. Samsun Malazgirt Zaferi ile Türklerin eline geçti. Türklerin eline geçene kadar, hemen hemen her şehrin kaderini yaşadı. Önce Frikler, Persler ve Makedonyalılar şehrin sahibi oldular. Daha sonra, Pontus Devleti bu şehirdeydi. Romalıların ve Bizanslıların işgalinden sonra ancak Türklerin eline geçti.&lt;br /&gt;             Samsun kolay vazgeçilir bir şehir değildir. Deniz kenarındadır, &lt;br /&gt;             Bir ara yine Pontus Devletinin elindeydi, ama Alaettin Keykubat  şehri aldı. 13. Yüzyılın ikinci yarısında ele geçti; “Müslüman Samsun” bu günkü şehri kurdular. “Gavur Samsun” da vardı, o; bir  Ceneviz Ticaret şehriydi. Türk şehriyle arasında birkaç kilometre uzaklık vardı. Samsun’un tam bir Türk şehri olması asırlara dağıldı.&lt;br /&gt;                Mustafa Kemal’in Ordu Müfettişliği görevi ile Samsun’a çıkması 19 Mayıs 1919 tarihi Kurtuluş Savaşının başlangıcıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİNOP&lt;br /&gt;           Limanımız güzel şehrimiz Sinop özelliğini koruyan bir şehirdir.  Karadeniz’in incisi demek isterim Sinop şehrine.  Sözcük Türkçe değildir. Türkçe sözcüklerin son hecesinde bildiğiniz gibi o harfi olmaz. Batılı kaynaklardan alan bilgilerden yola çıkarsak; İsa’dan önce 1300-1200 yılları arasında kuruldu diyebiliriz. Hitit metinlerine baktığımız zaman ismini  “Sinova” isimli kraliçeden aldı diyebiliriz.&lt;br /&gt;           Sinova bir Amazon kraliçesidir. 13. Yüzyılda Selçukluların eline geçen şehir, 15. yüzyılda, yani Fatih Sultan Mehmet zamanında Osmanlılara geçti. Daha önceleri; Hitit, Asur, Pers, Lidya, Makedonya ve Pontus egemenlikleri altında kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EFSANE&lt;br /&gt;              Sinope güzelliği ile ün yapmıştı. Zeus’u bile kendine aşık etmeyi başaran Sinope, Asopos Irmak tanrısının kızıdır. &lt;br /&gt;            Derelerde göllerde yıkanıp, çiçeklerin arasında dolaşarak hiç evlenmek istememektedir. Bir gün derede yıkanırken Zeus onu gördü. Ay ışığı altında daha da güzel görünen kıza yaklaştı.  &lt;br /&gt;           Kız o kadar korktu ki ağlamaya başladı. Her bir gözyaşı bir çiçek oluyordu. O gece yarısı kuşlar onun ağlamasıyla uyandılar.  Zeus’a çok kızdılar. Koluna, başına kondular, cıvıldadılar. Sinope’ye zarar verme, o kimseyle evlenmek istemiyor, dediler.  Kızın gözyaşları da bu yalvarışlara eklenince  katı kalbi yumuşattılar.  &lt;br /&gt;             Zeus ne kadar yumuşarsa yumuşasın, öç almaktan kaçınmadı. Sinope’yi Karadeniz kıyılarında ıssız bir yere bıraktı. Sinop şehri işte sonradan bu yerde kuruldu.  Adını Irmak tanrısının kızı Sinope’den aldı dememizin nedeni&lt;br /&gt;   www.filizinkalemi.blogspot.com&lt;br /&gt;ŞEHİRLERİMİZİN ADI NE ANLAMA GELİR&lt;br /&gt;     Muğla’nın eski adı; Muğla ile başlamak isterim. Tabi ki Bodrum ve Bodrum efsanesini de anlatacağım, ama öncelikle içimden Muğla geldi. &lt;br /&gt;     Muğla’nın Ege bölgesinde bir il olduğunu hemen hemen herkes bilse de ilk hatırlanmada aklımıza Akdeniz Bölgesi gelir. Bence Muğla’nın bir yazlık olarak algılanmasından.&lt;br /&gt;          Muğla’nın eski adı “Mobolla” idi.  Küçük krallıklar arasında durmadan el değiştiren bir şehirdir. Muğla Roma imparatorluğunun parçalanma aşamasında Bizans’ın payı oldu.    Bazılarına göre Muğla’nın ismi Çine çayından geliyordu.  Çine çayından geldiği düşünülürken Bodrum’un isminin Gökbelde olduğu da unutulmamalı.&lt;br /&gt;                        EFSANE&lt;br /&gt;                Muğla ismindeki çoban kavalı çok güzel çalarmış. Bir gün Gökbel’de de koyunlarını otlatırken bir peri kızına rastlamış. Peri kızının da elinde lir varmış.&lt;br /&gt;                Güzel kız yemyeşil ovada çobanın karşısına çıkmakla kalmamış, bir de onunla yarışmaya kalkmış.&lt;br /&gt;                    “Ey güzel kaval çalan çoban benimle yarışır mısın?” diye sormuş.&lt;br /&gt;                      Çoban kendine çok güvendiği için yarışmayı kabul etmiş.&lt;br /&gt;                      “Tamam, güzel peri kızı yarışalım” demiş&lt;br /&gt;                        Peri kızı bu kez şart ileri sürmüş;&lt;br /&gt;                        “Yarışalım, ama kim kaybederse, yarışmayı kazananın dilediğini yapacak. Ne isterse istesin” demiş.&lt;br /&gt;                          Çoban, peri kızının bu isteğini de düşünmeden kabul etmiş.&lt;br /&gt;Çobanın çok güzel bir türkü çaldığını tahmin edebilirsiniz.  Peri kızı durur mu, o da bir türkü çalmış. Çoban kuş sesleri çıkarmaz mı, peri kızı da kuş sesleri çıkarmış.&lt;br /&gt;                        Peri kızı kazanmak istediği için kurnazlık da düşünüyormuş.&lt;br /&gt;                       “Şimdi herkes çalgısını tersinden çalacak” demiş.&lt;br /&gt;                        Zavallı çoban, tersinden çalamamış kavalını, evirmiş çevirmiş bir türlü olmuyormuş.  Hiç ses çıkmamış, boşu boşuna soluk tüketmiş. &lt;br /&gt;                         Sonunda peri kızı yarışmayı kazanmış, çoban da yenildiğini kabul etmiş.&lt;br /&gt;                          Peri kızı Muğla isimli çobanı ırmak haline getirmiş.  Gökbel’de akan ırmak işte bu çobanmış.&lt;br /&gt;                         Bu ırmağı görmek için insanlar uzak yollardan akın akın gelmişler. Zamanla o ırmak kenarları yerleşim yeri olmuş. Muğla ili böylece kurulmuş.         &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                      BURSA  &lt;br /&gt;       Türkiye’nin beşinci büyük şehri Bursa’dır. Eski çağlarda Bitinye adı verilen bölgenin başşehriydi Bursa.  Bursa’yı kuran da Bitinya Kralı Prusias’tır. Önce Bursa’nın adı “PRUSA” oldu.&lt;br /&gt;          Günümüzde Bursa bir sanayi şehridir. Ama benim izlenimlerimi almak isterseniz, bursa benim için eğlence merkezimdir. Hem eğlenirim hem de dinlerim. Eşim ve çocuklarımla çoğu zaman alış verişlerimi bile arabamızla geçerken otoban üzerindeki o çok güzel sunum yapan mağazalarından alırız.  Kaplıcaları sıcacık suları, kış aylarında Uludağ’ı sanki Türkiye için bir nimettir.İstanbul’da bir hafta sonu planı yapmak, dostlarla mutlu birkaç gün geçirmek Bursa’ya gitmekle mümkün olur. Sizlere de bu tür planlarda söz hakkı verildiğinde Bursa’ya gidelim diyebilirsiniz. Hayvanat Bahçesi. Kır kahveleri, sokak araları en sevdiğim mekanlarıdır. Sizlere türbe ve tarihi camilerinden de söz etmek isterim, ama oralara mutlaka gidip göreceksiniz diye düşünüyorum. Bir imza programı içinde Bursalı gençlerle ve çocuklarla tanıştım. Belediye’nin Kütüphanesinde yapılan bu etkinlik bana Amerika’daki kütüphaneleri anımsattı. Etkinlik, imza, çocuklar ve kitaplar her şey özenle hazırlanmıştı. Bu kuruluşta çalışan insanlar çocuklara kitap sevgisi verebilmek için özenle seçilmişti. Çocukların ve gençlerin kitaba olan sevgilerini görmem de unutamayacağım anılarımın arasındadır.   Gelin hep beraber Bursa’ya bir KÜLTÜR ve etkinlik şehri diyelim &lt;br /&gt;                                          SÖYLENTİ&lt;br /&gt;Polifemos, Hylas ve  savaşçı  Herakles çok iyi arkadaştırlar.  Birlikte savaşa katılırlar.  Mudanya’ya(Mirlea- o günkü adı) ulaşırlar.  Herakles bir şanssızlık yaşar; küreği kırılmıştır, yerine yenisini yapmak zorundadır.  Mudanya’da bir ağaç dalına uzanır, onu kürek yapmak için  keser.  &lt;br /&gt;          Hylas, arkadaşı kürek yapmak için uğraşırken,  su aramaya gider.  O kadar uzaklaşır ki ormanın içinde kaybolur.   &lt;br /&gt;            Yakışıklı ve güzel bir genç olan Hylas’e  aşık olan  su perileri onu saklamışlardır. “Hylas! Haylas” diye bağırarak ormanın içine dalan arkadaşları,  günlerce dolanırlar.  Ne yazık ki bulamazlar. Herakles yoluna devam etmek zorundadır.  &lt;br /&gt;               Polifemos’un arkadaşına kavuşma umudu kaybolmaz.  Herakles umudunu kaybetmiş bir şekilde yoluna devam eder.  Polifemos mutlaka bulacağına inanır, orada kalıp aramaya devam eder.  O bölge Polifemos’un gelecekte yaşayacağı yer olur. Yöreye yerleşir. Önce  ova üzerinde KİOS şehri daha sonra  PRUSA kurulur. Yani o şehir bu gün BURSA şehridir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   MANİSA&lt;br /&gt;                 Çocukluğumda tanıdım Manisa’yı. Babamla “İzmir’e gidip de Manisa’ya gitmeden olmaz demişti.”  Manisa Tarzan’ını törende gördüğümü arkadaşlarıma anlatırken çok gururlanırdım. Sekiz on yaşlarındaydım, şehrin tek yabancı konuğu sanki bendim, bana baktı, yanıma yaklaştı, güldü. &lt;br /&gt;                   İlk kez SU KABAĞI projesi Tan Yuvada Kazasker Lions desteği ile başlatmıştım. &lt;br /&gt;                 Minik elleriyle anaokulu öğrencilerine tohumları ektirirken  çok heyecanlıydım. Su Kabağı-Müzik kitabı, Tekerlekli Sandalye –Öykü teliflerini bağışlamıştım.  Radyo programları ve birçok etkinlik. &lt;br /&gt;               Henüz İstanbul’da engelli kardeşlerimiz için özel alt sınıflara hazırlayan anaokulları yapılandırılmamıştı. Müzik kitabının ve diğerlerinin telif gelirleriyle ilk özel alt sınıfları tefriş edilerek hazırlandı. Zamanın Bakanı Köksal Toptan’ın çabaları unutulamaz. Sayın Bakan ve Kazasker Lions üyeleriyle birlikte açılışını yaptığımız Yahya Kemal Beyatlı; özel alt sınıflar için öğrenci yetiştiren anaokullarının, İstanbul gibi büyük bir şehirde ilkidir.  Su Kabağı tohumlarını dağıtarak, güneş, su, toprak ve ülke sevgisi aşılayan proje bu önemli göreviyle de ayrı bir önem taşır.&lt;br /&gt;            MAGNESYA-MANİSA&lt;br /&gt;         Ege bölgesindeki Manisa’nın ismi çok büyük değişimlere uğramadı. Yunanca olduğu sanılan “Magnesya” sözünden geliyor. Türklerin koyduğu Manisa ismi önce “Magnesya” olarak söyleniyordu.&lt;br /&gt;              Şehri Süleyman Şah ele geçirmeden önce sırasıyla; Lidya, Pers, Makedonya, Rama ve Bizans egemenliklerinde kaldı.  Bu şehir Birinci Haçlı seferlerinden sonra bir kez daha Bizanslıların eline geçti. Anadolu Selçuklu Devletinin Uç beylerinden biri olan Saruhan Bey tekrar ele geçirdi. Anadolu Selçuklu Devletinin de son yıllarıydı, alınan şehir başkent yapıldı. Manisa daha sonra Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.&lt;br /&gt;          EFSANE-AĞLAYAN KAYA &lt;br /&gt;Manisa’daki ağlayan kayanın Kral Tantalos’un kızı Niobe olduğuna inanılır. Niobe’nin on iki çocuğu vardır. Çocuklarıyla gurur duyar, başkalarını küçümser. Onları çok üstün görür. Leto çok kıskanır.  Çocukları Artemis ve Apollondan Niobe’yi cezalandırmalarını ister. Böylece onlar Niobe’nin çocuklarını öldürürler.  &lt;br /&gt;               Niobe’nin acısı sonsuzdur. Acıyı dindirmek için Baştanrı Zeus Niobe’yi kaya haline dönüştürür. O gün bu gündür, acısı dinmez, halen kayadan yaşlar gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;                          AKÇAABAT&lt;br /&gt; Şirinliği ile ünlü olan Akçaabat herkesin görmesi gereken bir yerleşim yeridir.  İsmini ünlü kalesinin beyaz renkli taşlarından alır.  Akçaabat kalesi zamanında limanı korumak için yapıldı.&lt;br /&gt;                             AKÇAABAT ÖYKÜSÜ&lt;br /&gt;                  Bizans’ın tekfuru çocuk sahibi olamıyormuş.  Bir gece ilginç bir rüya görmüş.  Rüyasında kapkara sakalları olan bir papaz ona; “senin bir kız çocuğun olacak.  Ama onu hiç güneşe çıkarmayacaksın, güneşe çıkarırsan sararıp solacak. Çocuğun hiç güneş görmemesi lazım” demiş.&lt;br /&gt;                    Bir gün Bizans tekfurunun gerçekten bir kız çocuğu olmuş.  Çok sevinmişler. Çaresiz tekfur, kalenin içinde hiç penceresiz bir oda inşa ettirmiş. Kızını bu odaya koymuş. İçeri güneş giremiyormuş.&lt;br /&gt;                     Günler geçmiş, tekfurun kızı büyümüş.  &lt;br /&gt;                     O yılların birinde Selçuklu Türkleri kaleyi kuşatmışlar.  Bir türlü kaleyi ele geçiremiyorlarmış. Sonunda yeraltından bir tünel kazmaya karar vermişler.  &lt;br /&gt;                    Tekfurun kızı kazılan bu tünelden gelen yakışıklı bir askeri görünce, şaşırmış. O an âşık olmuş. “Beni buralardan al götür, yakışlıklı asker “diye yalvarmış.  Meğer asker de, bir bakışta kıza âşık olmuş. Kızın yalvarmalarını yanıtsız bırakması olanaksızmış. &lt;br /&gt;                        Askerle tekfurun güneş görmemiş kızı birlikte çıkmışlar. Kız bir anda kendinin gün ışığının içinde bulmuş. Sararıp solmaya başlayan kız; yanındaki askere hayran hayran bakarken, ne yapacağını bilememiş. Birkaç adım sonra da ölüp kalmış.    &lt;br /&gt;                     Kızın öldüğü yerde beyaz zambaklar bitmiş.  &lt;br /&gt;                      Kaleyi ele geçiren Türk komutanı kızın öyküsünü dinlemiş. Çok üzülmüş. Kızın öldüğü yere taşları bembeyaz bir türbe yaptırmış. Zamanla herkes bu türbede adak yapmaya başlamış. Özellikle sevgilisine kavuşmak isteyen âşıklar gelirmiş. Daha sonra o türbenin etrafında evler kurulmuş. &lt;br /&gt;                     İşte o yöre Trabzon’a bağlı, Akçaabat ismini alan o şirin yerleşim yeri olmuş  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    ANKARA&lt;br /&gt;            Ankara  bir zamanlar bağlar bahçeler diyarı bir yöreydi.  &lt;br /&gt;            Anakara’nın adı Engürü olarak geçer.  Ankara sözünün üzüm anlamına geldiğini Engür sözünden türediğini söyleyen kaynaklara rastlarsınız.   &lt;br /&gt;           Yunanca’da koruk anlamına gelen  “Agurida” sözü de vardır. &lt;br /&gt;            Hint-Avrupa dilinde “eğmek “ anlamına gelen ANK  &lt;br /&gt;            Sanskritçe’de “Kıvrıntı” anlamına gelen  “ANGAB” sözü var. &lt;br /&gt;            Latince’de “çengel” anlamına gelen, “ UNCUS” sözünden türediğini savunanlar da var.&lt;br /&gt;            Frigya’da da “ANK” sözcüğü var.&lt;br /&gt;            Engebeli, kıvrıntı sözcüğünden aldığını kabul etmek en mantıklısı gibi görünüyor.&lt;br /&gt;           Sırasıyla Ankara; Ankrya, Ankura,Ankuria, Angur, Engürü, Engürüye,  Angare, Angora, Ancora, ve son olarak da ANKARA ismini aldı.&lt;br /&gt;                TÜRKÇE ZENGİN BİR DİL &lt;br /&gt;                  Şiveler ağızları, ağızlar diyelekleri, diyelekler dilleri yaratır. &lt;br /&gt;                   Türkçenin fakir bir dil olduğunu söyleyenler aldanmaktalar. Bir çok ülkede ana dil olarak konuşulan Türkçe DİYELEK bakımından oldukça zengin bir dildir. Bir dilin diyaleği olabilmesi için başka ülkelerde anadil olarak konuşuluyor olması gerekir. &lt;br /&gt;     Şive bir kültür olayıdır. Ağızlar ayni ülke içinde şehirlere göre değişir, ya da bölgelere.  Diyelekler sınırlar aşıldığında ortaya çıkar.  &lt;br /&gt;      Ağızlar konuşulduğu gibi yazılmaz, bizim Türkçemiz İstanbul ağzı ile konuşulur ve yazılır.  İstanbul ağzı ortak ağız seçildi. Yazı dilinde her zaman ortak ağız kullanılır.&lt;br /&gt;      Lehçeler(Diyelek) konuşulduğu gibi yazılır.&lt;br /&gt;      Bazı Avrupalılar Türklere barbar diyerek haksızlık ederler. &lt;br /&gt;      Alfabe medeniyetin göstergesidir. Türkler bu durumda iki kat daha medeni kabul edilmeli. Türklerin iki alfabeleri vardır. Bizim kullandığımız alfabe olduğu gibi kopya edilmiş bir alfabe değildir.  Oysaki Avrupalıların kullandığı Latin Alfabesi yüzde yüz kopyadır.  Romalıların Fenikelilerden aldıkları bir alfabedir. &lt;br /&gt;        Atatürk  Latin alfabesinde olmayan harflerin nasıl kullanılacağını öğretme görevini üzerine alıp, dilimize yeni harfler kazandırdı (ı,ş,ü,ç,ö,ğ). Bununla da yetinmedi, bazı harfleri de çıkardı. Bu harfleri kolaylıkla anımsayabilirsiniz (q,w,x) Alfabemizin ismi  “Yeni Türk Alfabesi” olarak kabul edildi. Bize öğretme görevini üstlenen Atatürk’e de BAŞÖĞRETMEN ünvanı bu önemli görev nedeniyle verildi.&lt;br /&gt; ANTAKYA&lt;br /&gt;              İsa’dan önce 4000 yıllarından söz ediyoruz.  Şöyle bir düşünüp, ne kadar eski bir yerleşim yeri olduğunu kabul edebilirsiniz.            &lt;br /&gt;              Kurulduğu günden beri de üzerinde yaşam olan bir şehir. &lt;br /&gt;             Antakya’da önce Hititler yaşamaya başlıyor.  Antigonos büyük bir general, bu büyük general, önce Suriye ve ardından Antakya’yı işgal eder. &lt;br /&gt;             Antigonos Makedonya kralı Büyük İskender’in Generallerindendir.  İşgal ettiğinde, Antakya diye bir şehir yoktu, toprak vardı.&lt;br /&gt;              İsa’dan önce 300 yıllarında  Makedonya Kralı  Seleukoz  Antakya’yı kurdu.  Siz de olsanız belki onun gibi yapardınız, kurduğu şehre babasının ismini verdi.  ANTİOKHİA şehrin adı oldu. ANTİOKHİA zamanla çok büyüdü. Başşehir olmayı başardı.&lt;br /&gt;             Bizanslılar, Romalılar ve Yunanlılar bile bu şehri ele geçiremediler.  Çin ve Doğu Türkistan’dan gelen ticari kervanların kavşak noktasıydı. Çok önemli bir şehirdi. &lt;br /&gt;          Yavuz Sultan Selim Antakya’yı 1515 de Osmanlı topraklarına kattı.&lt;br /&gt;               GÜZEL  “İSKENDERUN” &lt;br /&gt;          Antakya’dan söz edip de, güzel İskenderun’dan söz edilmez mi? &lt;br /&gt;         Deniz kenarında şirin bir  yerleşim yeri. İskenderun’u da Büyük İskender kurdu. Antakya’dan bir yıl sonra kuruldu. Yani 1516 da. &lt;br /&gt;           İsmini kurucusundan alır. Önceleri ismi, Küçük İskender’di, yani  Aleksandria Minor. Mısır’da da İskenderiye şehri vardı, onu da İskender kurmuştu. İskenderun’a küçük denmesinin nedeni ikisinin birbirine karışmaması içindi. Çok güzeldi, ama gerçekten küçüktü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EDİRNE&lt;br /&gt;              Edirne yalnız Edirnelilerin değil. Türkiye’ye adım atan her yabancının bizleri tanıyabileceği bir yerleşim yeri.   &lt;br /&gt;                Eski adı Odris olan Edirne önemli bir şehrimiz diye düşünüyorum. Bu günkü Edirne daha özel, bakımlı olabilir. 21. Yüzyılda yaşarken Edirne yalnız bırakılmamalı. Biraz sanat, biraz gözü mutlu eden düzenlemelerle hoşlanılacak bir hale getirilmeli.  &lt;br /&gt;         Göbekler, yol çizgileri, Avrupa şehirlerindeki gibi dönüşleri gösteren renkli oklarla hemen anlam kazanabilir. Edirne’ye her gidişimde Brüksel’in  Tervuran kasabasını hatırlarım. Tervuran çok sevilen bir yerleşim yeri olmasına rağmen Belçikalıların gözdesi değildir, ama dışardan gelen yabancıların çok ilgisini çeker. Keşke Edirne başkanları Tervuran ile Edirne şehrini kardeş yapsalar. Birbirlerinin güzelliklerini paylaşsalar diye düşünürüm. Biraz düzenlemeyle oradan çok daha güzel olabilecek bu önemli şehrimizin kalbimde ayrı bir yeri vardır. Özellikle Selimiye Camisi çevresindeki karışıklık Kapalı-çarşısının güzelliğini bile unutturacak hale getirebiliyor. Bence Selimiye Camisinin etrafı sokak satıcılarından ve kargaşadan arındırılmalı. Caddelerde ve sokak aralarındaki su sızıntıları, ıslaklıklar, çağa uymayan trafik akışı düzenlenmeli diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;Edirne’yi sevenler mutlaka onun güzelliği için binaları yıkmadan, yeni binalarla güzel tarihi şehri boğmadan da bir şeyler yapabilirler.&lt;br /&gt;              İSMİ NEREDEN GELİYOR&lt;br /&gt;        İkinci Yüzyılda yeniden, Hadrianus tarafından kurulduğu için adı; Hadrianopolis olarak kabul edildi.&lt;br /&gt;               İsim yanına eklenen ek (opolis) şehre, “onun şehri” anlamını verir. Kendi adıma bir şehir kurmaya karar versem, bu kurala uyarsam adının “Filizopolis” olması gerekir. Yani filiz’in şehri.   Sizler de kendi isimlerinize göre şehirler kurabilir, o şehirlere isim verebilirsiniz. &lt;br /&gt;           Trakya’da, İstanbul’dan sonra en büyük şehrimiz Edirne’dir. İlk kez kurulduğunda ismi Odris olan Edirne, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği yerdeydi. Roma ve Bizans egemenlikleri altında kaldı. Birinci Murat zamanında Bizanslılardan alınıp Osmanlı ülkesine katıldı. Batılı kaynaklarda uzun zaman ismi; Adrianopolis olarak görülür. Bu günkü ismini Osmanlılar verdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8142950779762234065?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8142950779762234065/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8142950779762234065' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8142950779762234065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8142950779762234065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/08/samsun-genlere-hizmet-etmede-nclk-eden.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-8759295673352473231</id><published>2007-02-20T12:08:00.001-08:00</published><updated>2007-02-20T12:08:44.419-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>YAŞAM GÜZEL&lt;br /&gt;        Bu gün insan arayan dostlarıma, çok sevdiğim değer verdiğim kardeşlerime yazıyorum.&lt;br /&gt;          Dünya gittikçe kötüleşebilir, insan insan değilmiş gibi görünebilir…&lt;br /&gt;         Ama hala birileri askerlik yapıyor. Hala birileri asgari ücretle geçinmeye çalışıyor, hala birileri yuva kurma çabası içinde. Çocuklarını okutuyor, en büyük eğlenceyi sevdiklerinin dişleri çıktığında yaşıyor. Nasıl sağlıklı kalabilirim, gençleşebilirim diye dergiler karıştıran, botoksla gençleşen, bıçak altına yatıp fazlalıklardan kurtulan binlerce insan da tanıyorum. Bütün bunlar yaşamak için yapılıyor. Sizce duygularımız için ne getirdi uzmanlar. 19.yüzyılda kaldı yenilenmesi sevgi dahil duyguların…&lt;br /&gt;          Yaşamak çok güzel. &lt;br /&gt;          Dönen yanlışlar içinde yok olmamalıyız, kalan güzellikleri korumalı, iyiliklere sahip çıkmalıyız. İnandığımız her ne ise onun peşinden gitmeli, sıkı sıkı tutup bırakmamalıyız.&lt;br /&gt;          Elin kalem tutuyorsa, kalemin bu toplum için yazıyorsa; sen umutsuzluğa düşemezsin, yaşama sıkı sıkı sarılmak zorundasın. Umut olmalısın, yol göstermelisin; yanlış; bir dalga gibi üzerine de gelse, göğüs germelisin. Hiçbir şey iyilikten daha yüce olamaz, hiçbir şey doğrudan daha kalıcı yaşayamaz. İşte o sensin, doğruyu arama, doğru sensin, sen olmalısın.&lt;br /&gt;         Bu kadar kötülüklerin kol gezdiği bir dünyada, nasıl çabalarım diye endişelerin varsa; dağlarda dolaşan kadınlara, iki büklüm olmuş analara bakmalısın. Yaşama nasıl sıkı sıkı bağlı olduklarını okuyucularına da göstermelisin.  Yaşamdan kaçamazsın, kaleminin ucunu açıp aramalısın, gördüğün yerde peşinden koşmalısın. Sen arkanı dönüp gidemezsin, kabul edemezsin yapılanları, yakınmak yetmez  sana.&lt;br /&gt;            Rüzgarlar, yağmurlar, tipi, içini donduran don seni durduramamalı.&lt;br /&gt;           Yaşamı güzelleştiren; bazen yaşadıkların, bazen yaşayacakların ama en önemlisi de yaşamayı düşlediklerin olmalı. &lt;br /&gt;           Düş kurmalısın kardeşim… &lt;br /&gt;           Dünyanın bir gün iyi insanlarla dolacağını, yanlışların yok olup gideceğini düşlemelisin. &lt;br /&gt;         Doğrunun peşinden ayrılma, hiç yalnız kalmayacaksın. Toprak bile yüzyılda bir,  solucan bulur da içinde dolaşabilirse toprak olur. Bazılarına göre toprak, alıcı olsa da, ölümü anlatsa da; değişmez özelliği; vericiliği ve can vermesidir. &lt;br /&gt;            İnsanlık hem duygu, hem de fiziksel olarak yenilenmek zorundadır… Değerlerimizi kaybetsek de, hiç değişmeyen; insanın doğruluğu olarak kalacak. &lt;br /&gt;            EVET dediğini duyabiliyorum &lt;br /&gt;            İnan ki yalnız sen aşık,  hayran; özlem dolu değilsin düzgün ahlaka. Yolunu sapıtanlar, başkasına zarar verenler bile doğru olmak isteyeceklerdir.  Yeter ki sevdir, sun, özendir; umutsuz görünme kaleminin ucunda.&lt;br /&gt;          Sahtekarlığın çikolata ile kaplandığını düşünenlerin daha büyük bir tehlike oluşturduğunu söylesem de, doğruların kazanacağı bir dünya için kolları sıvadıysan; ben de kalemimle yanındayım arkadaşım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-8759295673352473231?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/8759295673352473231/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=8759295673352473231' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8759295673352473231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/8759295673352473231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2007/02/yaam-gzel-bu-gn-insan-arayan-dostlarma.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-116128682870895381</id><published>2006-10-19T12:33:00.000-07:00</published><updated>2006-10-24T16:07:57.423-07:00</updated><title type='text'>Köşe Yazılarından seçmeler</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;İLGİSİZLİĞİN BU KADARI (Binfikir Gazetesi Brüksel)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Brüksel’de yapılacak en güzel şey sokaklarda dolaşmak. O sokaktan o sokağa geçmek, bazen de arabayla dolaşmak. Ben de aynen bu öneriyi yerine getirip dolaşmaya başladım.&lt;br /&gt;İstanbul’da Zincirlikuyu’da Akdeniz heykeli bütün güzelliği ile dururken onun haline çok üzülüyordum. Denizi anlatan, ana kucağını çağrıştıran “Akdeniz” heykelinin, şu anda Antalya’ya götürülüp götürülmeme sorunu gibi, oradan Galatasaray’a götürülmek gibi bir sorunu da yoktu o günlerde.. Benim üzüntüm İlhan Konan gibi bir dahinin tanınmamasıydı. Matematik formüllerini heykellerle canlandıran İsveç’te her İsveçlinin tanıdığı, ama Türklerin tanımamakta direndiği yaşlı mimarın, heykel sergisindeki diğer heykelleri de beni çok etkilemişti. Yaptığı bronz ve metal heykellerde matematik formüllerini kullanmakla da kalmamış, o heykellerden yararlanarak sanayide devrim yaratacak projelere İsveç’te imza atmıştı.&lt;br /&gt;Türkiye’de yaşayanlar çevrelerine, çevrelerindeki olaylara, güzelliklere böylesine nasıl duyarsız kalabiliyorlardı?&lt;br /&gt;Şu anda Türkiye’de sözüne Brüksel’i de eklemek istiyorum. Bir televizyon röportajı için Grand-Place gidildi. Oradaki sari bronz heykel başında çekim yapılmaya başlandı. Gelene geçene soruldu, kimse heykelin kime ait olduğunu söyleyemedi. Onlarca kişinin içinde yirmi beş yıldır Brüksel’de yaşayan Belçikalılar da vardı. Çok şaşıracaksınız, ama heykelin öyküsünü öğrenemememizi boş verin, yirmi beş yıl içinde bir kez bile meydana gelip, ne var diye bakmamıştı. Peki heykeli elleyip de ben her gelişimde dokunup adak yaparım diyenlerin çoğu heykelin bir hanıma ait olduğunu zannediyordu.&lt;br /&gt;Ayni olayı Brüksel sokaklarındaki H harfi yazılı direklerin anlamını öğrenmeye çalışırken yaşadık. Herkes suyla ilgili bir şeyler olduğunu biliyor, ama ne olduğunu söyleyemiyordu. Bazlarıysa “öyle bir harf mi var, ben her gün buralardayım, ama hiç görmedim” yanıtını verirken şaşırmış gibiydiler. Kaldırım taşları üzerinde acil durumlarda çıkarılmak için vidalanmış kaldırım taşlarından ise hiç kimsenin haberi yoktu.&lt;br /&gt;Peki siz biliyor musunuz? Kırmızı ve mavi H harflerinin ne işe yaradığını, bronz heykelin kime ait olduğunu; biliyorsanız mutlaka özel biri olduğunuzu kendiniz de kabul etmek zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;KİM KİME DUM DUMA (Cökertme Gazetesi)&lt;br /&gt;BİTEZDEKİ OTOPARKIN ETRAFI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;/span&gt;Siz siz olun Bitezdeki yeni oto-park çevresinde başı havada dolaşmaya kalkışmayın. Hendeğe düşenlere şu günlerde garsonlar etraftan yetişip özel hizmet veriyor. Kolonya, pamuk ve ilk yardım malzemeleri hazır, yeni kanuna göre elemanlar yetişti. Böyle bir uygulamayı her mekanda bulamazlar ki... Ama ne yazık ki hangi dille bağıracaklarına karar veremeden birileri kendilerini hendeğin içinde buluyorlar. Bütün bunlara neden dünyanın en modern hendeğinin özenilerek hazırlanılması. Tabi bir arsanın oto parka dönüştürülmesi ana neden. Bir otoparkın hizmete sunulması halka hizmet değil de ne ? diyenleriniz mutlaka çıkacaktır. Bir hizmet gözlenmeden yapılırsa böyle kazalara neden olabilir. Şimdilik ufak yaralanmalarla sıyrıklarla atlatılıyor. İçinde su da yok, boğulma da olmuyor; ama gelecekte neler yaşanacağı şimdiden bilinemez. Hizmetin yararını görebilmek için, yürümek lazım, dolaşmak, gözlemek lazım. Sabah yürüyüşlerine çıkıp halkın arasına karışmak bile yeter bazen. Bazıları yürümeyi sevmiyorsa ne olacak, yürüyünce selamlaşmak gibi zor bir işte var...&lt;br /&gt;Otoparkın bitimindeki bu hendek kısa yoldan, otoparkın içinden caddeye geçeceğini sananlar için adeta bir tuzak. Özellikle yabancılar için. Hendeğin kenarına bir tel geçirilseydi, ya da bir iki ışıkla yönlendirilseydi bunların hiç biri olmazdı.&lt;br /&gt;Defne sokak her zamanki gibi karanlığa terk edildi. Aslında bizler karayı ve karanlığı hiç sevmeyen insanlarız. Yıllardır bir damla ışığın bile özlendiği bir sokakta yaşamanın ayrıcalığını sizlerin tatmasını istemem. Bu yazıdan sonra ışıkların yanacağını sanıyorum, bir yaz boyu karanlığa mahkum edilebileceğimizi aklıma bile getirmek istemem. Ama ne olursa olsun ben sokağın iki başına fenerleri dikip ya da mumları yakıp halimize yanmayı da düşünmüyor değilim. Akşam Yahşi sokaklarında dolaşıp da bir Bitezli olarak kıskanmış olmasaydım, dönüşte de mahallenin kralıyla tanışmasaydım bu yazıyı hiç yazmazdım...&lt;br /&gt;Ben canımı zor kurtarırken bir de öğreniyorum ki, kendini mahallenin kralı ilan eden köpek yavrularını koruyormuş. Ama o bir kral, ben ne yapabilirim ki... Belki bu sokakta işi biter başka sokağa geçer. Niye Bitez’i seçti dersiniz. Bitez’de özgürlük var da ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;VAY HALİMİZE(Binfikir Gazetesi Brüksel)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İşte bu yazan insanlar, başka bir deyişle yazarlar işte böyledir. Dururlar dururlar birden bire ortaya çıkıverirler. Galiba benimki de biraz bu kısa öyküye benzedi. Kız kardeşimle eskileri konuşurken, “ beni ayıplayacaksın, ben çok yakın değil, ama şaşıracağın bir zamana kadar bütün yazarları, şairleri ölü bilirdim” dedi. Konuşurken sözlerinin arasına sıkıştırdığı bu cümlelere, bu gün bu yazıyı yazarken bir anlam yükleme şansını yakalıyorum. Aylarca ses çıkmaz da birden bire ortaya çıkıp bir şeyler yazıverirseniz tabi ki okuyucu da böyle sanır.&lt;br /&gt;Gazetede BİNFİKİR de yazılarınız Belçika’da yaşayanları ilgilendirmiyorsa bir satır bile yazamazsınız. “Ne yapalım,” dedik biz de bu günü bekledik. Şu anda ufukta Brüksel yolu var. Bir yıl önce programlanan Avrupa Parlamentosundaki kongre için geliyoruz. Geliyoruz da gelebiliyor muyuz?&lt;br /&gt;Korkunç bir vize sorunu yaşıyoruz. Uçağımız Salı sabahı ve bu gün pazartesi biz hala vizemizi alamamış durumdayız. Pasaportlarımızda diğer kıtalara olan uzun vadeli vizeleri, Belçika’ya onlarca defa girip çıkmamızı da sayarsanız ne kadar gereksiz bir bekleyiş olduğunu anlarsınız. Sanki sabrımızı, ya da gelip gelmemekteki kararlılığımızı ölçüyorlar. Bir turistik gezi olsa vazgeçer başka bir ülkeye gidersiniz. Mal mülk demiyorum, kendinizi geçindirecek yirmi yıllık servet de gösterseniz bu iş zor ve sıkıntılı... Bunu herkes anlayabilir. Gel gelelim çok da komik dediğim zaman sizi şaşırtabiliyor muyum? Komiklik bunun neresinde olabilir? İşte komiklik yanı; Sosyal Sigortadan emeklisiniz, başınıza ne gelirse gelsin Türk Devleti size bakar, ölüp gitseniz maaşınızı evlenmemiş kızınıza da verir... Bunun önemi yok, ama sizin büyük paralarla hak elde ettiğiniz bir de özel sigortanız var... Bunun da önemi yok. Peki o zaman istedikleri ne? Seyahat sigortası istiyorlar. Çaresiz, şartlara uygun sigortayı yaptırdınız... Siz siz olun, “tamam canım bitti artık” demeyin. Sigortayı tercüme ettirmek gibi bir sorumluluğunuz var.&lt;br /&gt;Size başka ne yazmamı beklersiniz. Avrupa’da bir hizmet için yola çıkıyorsunuz, bilinen tanınan birisiniz, Devlet adamlarıyla birlikte geliyorsunuz, resmi programda isminiz var, ama siz yine de bunları yaşıyorsunuz. İşte o zaman Avrupa’ya dönüp de, “dostlarım siz ne yapıyorsunuz, bizi hedefimize ulaştırmak için yola çıkan bu insanlara ne yapmaya çalışıyorsunuz?” demelerini mi bekleyeceksiniz?&lt;br /&gt;Her şey yolunda giderse Belçika’da olacağım. Sizlerle, çocuklarınızla, sizin istediğiniz yerde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;BİTEZ’DE AMATÖR BALIKÇILARDAN BAZILARI&lt;br /&gt;PERİŞAN(Çökertme Gazetesi)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bütün bir gün Bitez’de o gün bulunan kişilerin tüylerini diken diken eden şu anonsu duymasaydım bunları yazmazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitezliler dört yaşlarında siyah şortlu mavi gözlü bir ADET erkek çocuğu kaybolmuştur. Dikkat edin Bitez sınırlarından içeri girdiğiniz anda adet olarak değerlendiriliyorsunuz. Bunun yorumunu psikologlara bırakıyorum. Bu anons en az beş defa ayni sözcüklerle yapıldı. İnsanın değeri bu kadar mı?&lt;br /&gt;Bütün dileğim inşallah çocuk bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oltayla yapılan balıkçılığın bir terapi olduğunu artık herkes kabul ediyor. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkem sizce büyük bir şans değil mi? Ama siz siz olun sakın Bitez sahillerinde dolaşacağınız bir kayığa sahip olmaya kalkışmayın. Sizin için çok değerli olan bu zevkiniz bazı kişilerin umurunda bile değildir. Perişan olursunuz.&lt;br /&gt;Kayıklarınızı bağlayamazsınız. Bitez küçük kayıkları kabul edecek durumda değil. Suların içine girmezseniz, teknenizi kurtarma mücadelesi vermeyeceksiniz kayık sahibi olmayın. Bu zevkinizi lütfen ikinci bir oylamaya kadar durdurun.&lt;br /&gt;Tekneden inerken de binerken de büyük bir gerilim yaşarsınız. Taşlar, kayalar, sizin için adeta düşman olur. Bağlama noktalarının olmaması terapiyi zavallılığa sürükler. Dört kişilik teknenize yardım için yarım bölük insan gerekir.&lt;br /&gt;Amatör ve imkanları daha az olan deniz severleri rahat ettirmek çok mu zor. Tabi ki değil. Siz bir Avrupa ülkesi vatandaşıysan Komin idarecileri sizi rahat ettirmek, bir gün öncesinden daha iyi yaşatmak için hayaller kurarlar. Ama bizimkiler bunu niye yapmaz? Bizlerin rahat ve mutlu yaşamalarını niye istemez. Belki de bizlere tarihi eserlere bakıyor gibi bakıyorlardır. Bazıları “biz de o tarijhi eserlerden çok ” derler ya, onun gibi. Amatör kayıkçılara bir proje geliştirmek çok mu zor? Biraz düzgün bir mekanı, küçücük bir projeyle sunmak. Bitez’in Çevre gönüllüleri böyle bir projeye imza atabilseler, halktan da sevgi kazanırlar. Herkes denizden sadece güneşlenmek ya da serinlemek için yararlanmıyor, bunu yetkililerin kabul etmesi gerekir. Bu tip çalışmalar için dünyalar kadar finans kaynakları var. İnternet üzerinde bir kaçına ulaşmak bile yeterli olur. Siz halkın sağlığı ve mutluluğu için bir şeyler yapmaya karar verin. İlgili Bakanlıkla da iş birliği yapın, cebinizden bir kuruş çıkmadan hizmet etmiş olursunuz, amacınızın ne olacağını iyi belirtmeniz gerekir. Halktan birilerinin yaşamlarını güzelleştirip onları hem iş hem hobi sahibi yapmak projenin hedefi olabilir. Ama ne gerek var canım, gelmişsin kaç yaşına otur evinde... Gençler de denizde ne istiyorlarsa yapsınlar, denizi alıp götürdük mü?&lt;br /&gt;Neler saçmaladığım ortada... Ne güzel yelkenliler var, kocaman kocaman tekneler onlardan birini alıp, Bitez’in güzel iskelesine bağlamak varken, böyle ilkel uyduruk kayıklarla kayıkçılarla uğraşıyorum. Ya da sörf yapabiliriz, Bitez sörf cenneti değil mi? Haydi sörf yapmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;BULGUR POŞETİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bundan yıllar önceydi Belçikalı Sabrina’yı evimizde ağırlıyorduk. Bir gece yarısı evde tuvalet kağıdı bittiği için kendisini sokağa atışını asla unutamam. Büfede ya da benzincide bulması gerektiğini söyleyerek çıkıp gitmişti. Tuvalet kağıdıyla dönüp dönmediğini hatırlayamıyorum, ama ailecek çok şaşırdığımızı o andaki şaşkınlığımızı zaman zaman bu gün bile konuştuğumuzu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;Olaylar ve alışkanlıklar nasıl yerleşiyor, insanlar üzerine yapışıp kalıyorlar. Şimdi belki de ben ayni şeyi yapabilirim... İlk siyah ekmeği, light sütü, kiviyi, deterjanı yurt dışında çalışan yakınlarım getirmişti. Güneş kremim, kilitli anı defterim hep taşıdıkları, benimle paylaştıkları güzelliklerdi. Kim bilir gümrükten geçirilenlerle kaç genç kız sevindi, ufku açılıp dünyası genişledi. Kapaklı cam kavanozları bile atmaz, raflara dizerdik. O yıllar plastik şişelerin biriktirildiği, naylon poşetlerin saklandığı yıllardı. Onların en değişik olanları, ben yurt dışından geldim der gibi durur, zevkimizi okşardı. Dönüş yoluna bulgurla çökelekle çıkılırken, işçi emeği, özenle saklanılıp tatilin gelmesini bekleyen armağanlara dönüştü.&lt;br /&gt;Uzun yıllar yurt dışında. çalıştıktan sonra doğduğu şehre ya da ülkesine dönen bir çok arkadaşım var. Zaman zaman yaşadıkları ülkenin rüyalarına girdiğini orada geçirdikleri günleri asla unutamadıklarını söyleyen bu insanların yaşamı, bana şu an hiç de kolay gelmiyor. İki ülke alışkanlıkları arasında sıkışıp kalan bu insanların ne kadar zorlandıklarını, kendilerini iki ayrı ülkeye de kabul ettirmeyi başardıklarını görebiliyorum. Siz bir ülkeye uyum sağlamayı kabul etseniz de bazı şeyleri kabul edemezsiniz. İyi ile kötüyü ayıklamak kolay bir seçim değildir. Bir de bu kararları verirken geçirilen süre görmemezlikten gelinemez. Bunlar yaşamda bir anı olarak kalmaktan öte insanı incitebilir de... Önemli olan özünde sahip olunan güzelliklerle gururlanabilmek. Aileden gelen gelenek ve göreneklerden de kopmadan yaşamak.&lt;br /&gt;Yine kesin dönüş yapan arkadaşlarımdan birisi pazar günü çamaşır yıkamamak da diretince çok şaşırmıştım. Benim o zamanlar Avrupa’daki ev yaşamından haberim yoktu. Brüksel’de birkaç ay kalıp da pazar günü çamaşır yıkamamayı öğrenince o arkadaşımı da anladım. Birlikte geçirdiğimiz yaz tatilinde ancak sularımız pazar günleri çamaşır yıkayacak kadar tazyikli geliyor desem de ona çamaşır yıkatamamıştım. Haftalarca bu gün pazar deyip diretti.&lt;br /&gt;Bulgur paketini açarken bile Avrupa’da olmadığını hissettiğini söylediğinde ise ona çok kızmıştım. Kendim ayni olayı yaşadığımda bütün bu yazdıklarım peş peşe aklımdan geçti. Benim de yurt dışında yaşayan oradaki güzellikleri ülkesine taşımak için çırpınan güzel insanlar gibi bir faydam olsun istedim. Firmaya aşağıdaki cümlelerle başlayan mektubu yazdım.&lt;br /&gt;SAYIN YETKILI&lt;br /&gt;Siz siz olun Türkiye’de üretilen poşetleri, paketleri telaşla açmaya çalışmayın, bir anda bütün bulgurları yerde bulabilirsiniz... İki ürünü üreten firma da ayni olmasına rağmen niçin bizim bulgurların yerde süründüğünü anlamakta çok zorlanıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9900;"&gt;KALPTEN BİR YANIT(Açık Gazete LONDRA)&lt;br /&gt;Okuyucularımdan biri Sanlı Şenova-Sinop&lt;br /&gt;Kaleminiz çok güçlü niçin sadece bu konulara değiniyorsunuz?&lt;br /&gt;Soruya yanıt&lt;br /&gt;ÇAYCI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;İşte o yükselmeye değer kişi, demeniz için bazen onun bir davranışı bazen tek bir sözü sizi etkilemeye yeter. Bu tür kişileri tanıtıcı yazılar yazmak yazara da, okuyucuya da çok duygulu anlar yaşatır. Eli kalem tutan kişinin kaleminden dökülenler gözyaşına dönüşür. Siz bir yerlere gelmişsinizdir; karnınız toktur, banka defterini kabarıktır; ama o sizin gözlemlediğiniz; parasız- pulsuz, şansız- şöhretsiz bir yerlerde yaşayıp; meslek bile denmeyen, hiçbir gencin düşünü kurmadığı bir işi yapan kişidir. Belki size tepsisiyle bir çay uzatır, “buyrun efendim, çaycı” der. O tost o çay boğazınızda kalır. Tutup bir yerlere oturtmak istersiniz, yükseltmek istersiniz. Bir insana yapacağınız en güzel yardım o insana değer vermektir. Ona yükselme olanağı sunmaktır. Gençleri incitmeyin, konumları ne olursa olsun onlara sevgiyle yaklaşın. Önlerini açın. Sunun... Bir gence olanak tanımak ona yükseleceği basamakları işaret etmek sizin en keyifle harcadığınız servetiniz olacaktır. Belki bir madenin el değmemiş yatağını ortaya çıkaracaksınız. Lütfen insana yatırım yapın. Yüzüne bakın, gözlerine bakın onu anlamaya çalışın. Beklentilerini görün. Çaycıya çaycı, tamirciye tamirci , boyacıya boyacı diye yaklaşmayın. Onların zevkleri, umutları, sevgileriyle değer olduklarını düşünün. İmkansızı yaşatın... Belki de hayal bile edemediği bir işi yapıyor. Kolundan tutun, elinden asılın. Elinizi uzattığında onun yükseldiğini görerek şaşırmasının zevkini yaşayın. Bu tür yaşam öykülerini okumak, yazmak düşünmek mutluluktur, neşedir, hüzündür, gururdur.&lt;br /&gt;Ünlü olmak için TVlerde boy göstermek, manşetlere geçmek gerekmez. Bir değer olun yeter... Birileri bir gün sizden söz edecektir. Ben böyle insanların varlığını sizlere hatırlatmak için bu öyküleri yazıyorum... Çevrenizde yaşayanları görmemezlikten gelmeyin, onların bir gün çok önemli olabileceklerini hatırınızdan çıkarmayın diye yazıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;BİR BAYRAM ÖNCESİ(Binfikir Gazetetsi Brüksel)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Doğduğunuz şehir, aile ve çocukluğunuz sizi sarıp sarmalar. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu iki özelliğiniz sizinle beraberdir. Hiç o yani şehirli olamazsınız... Brükselliyim, Romalıyım, Parisliyim, Kaliforniyalıyım diyemezsiniz... Türkiyeli olmak gururlandırsa da, içinizdeki özlemle hüzünlendirir.&lt;br /&gt;Benim şehrimde bayrama katılmak isterdi çocuklar... Bayramda yürümek, şiir okumak, izci olmak hep düşlerini süslerdi.&lt;br /&gt;İnsanlar eşitti bizim küçük şehirde, bunu yalnız çocuklar bilirdi belki de. Gelişmiş birinin Romen arkadaşıyla övündüğünü hiç görmemiştim, ama Romen arkadaşıyla övünen bir kardeşim vardı. Onu çok kıskanırdım, nedeni bir Romen arkadaşı olmasıydı. “Zahide ile arkadaşlığını keseceksin” dediklerinde, “niye?” diye yalnız bana sormayı akıl etmişti bir uyku öncesi. Bilmiyordum ki, sadece ondan iki yaş büyüktüm. Bu dünyada bir şeyler olup bitiyordu, ama neler olduğunu henüz anlamamıştım. “rengi kirli ya ondan olabilir” demiştim. Genelde Zahide’nin yüzü hem kirli hem de siyahtı, çocuk aklımla siyah demekten utanmıştım, kirliliği daha doğal gelmişti bana.&lt;br /&gt;Arkadaşının suratını beyaz tebeşir tozlarıyla boyayan kardeşim, onu boyarken kendi suratını da boyamıştı. Birbirlerine bakıp gülerken yakaladım onları. Ayni kardeşim bir gün de Zahide’nin izci elbisesi yok diye ağlamıştı. Zamanın Cumhurbaşkanına mektup yazıp izci elbisesi istemişti Zahide için. Bir mektup, bir de kağıt para gelmişti Cevdet Sunay’dan.&lt;br /&gt;Kardeşim; “O mektubu hiç okumadım biliyor musun?” dediğinde 45 yıl geçmişti aradan. Önce heyecandan okuyamamış, sonra da kaybetmişti. Okul müdürü parayı ve mektubu vermek için odasına çağırdığında; “siz Cumhurbaşkanının akrabası mısınız?” diye sormuştu.&lt;br /&gt;Ne yazılan mektuptan ne istenen izci giysisinden haberim vardı. Kardeşim başını sallamıştı, ürkek; “evet akrabasıyız....” dedi. Belki de yazdığı mektupla başlamıştı akrabalığımız.&lt;br /&gt;23 nisan öncesi okul müdürü arkadaşımın masasında, bayrama katılmamak için yazılan dilekçeleri gördüğümde; gözlerim dolu dolu oldu. “Seyahate gidecekler de izin istiyorlar” dedi.&lt;br /&gt;Yıllar önce çok ağlıyor diye kardeşimi kınarken, ta bu yaşta ben ağlıyordum, bir 23Nisan öncesi.. Biz mi başkaydık, o zamanlar çocukluk mu başkaydı, ya da benim doğduğum yaşadığım Çanakkale mi farklıydı... Görüştüğüm çocukluk arkadaşlarıma sordum; bayramlar çok önemliydi onlar için de, bu yaşlarında bile bayram heyecanı vardı yüreklerinde; nedensiz, garip, tatlı ve hafif hüzünle karışık.&lt;br /&gt;23 Nisan demek; beyaz ayakkabı, organze, tül, saten demekti... Gelin, köylü kızı, Avukat, Doktor, Öğretmen demekti...&lt;br /&gt;Beyaz çorapların en güzeli yirmi üç nisanlarda giyilirdi. Yepyeni ayakkabılarımın ayağımı hiç acıttığını hatırlamıyorum. Kollarım üşümezdi, kısacık eteklerin altında çiroz bacaklarım; dimdik dururdu. Çanakkale’yi, doğduğum şehri özlüyorum. İzci kıyafetli kardeşimi, onun Romen arkadaşı Zahide’yi özlüyorum... Gelin oluyorum rüyalarımda... Melek oluyorum, sabahı ediyorum çocukluk düşlerimle.&lt;br /&gt;Bayramlarda Türkiye’yi, bence en çok dedeler nineler özler... Kayseri, Ankara, Mardin, Isparta, Emirdağ, Afyon ve diğerlerini düşündükçe bir hüzün kaplar onların içini...&lt;br /&gt;Yurt dışında yaşayan ninelere, dedelere “selam” diyorum, bir 23 Nisan öncesi...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-116128682870895381?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/116128682870895381/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=116128682870895381' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/116128682870895381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/116128682870895381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2006/10/ke-yazlarndan-semeler.html' title='Köşe Yazılarından seçmeler'/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36290724.post-116125678382189435</id><published>2006-10-19T04:19:00.000-07:00</published><updated>2006-10-19T04:19:43.830-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>deneme&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36290724-116125678382189435?l=tosyalikoseyazilarim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/feeds/116125678382189435/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36290724&amp;postID=116125678382189435' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/116125678382189435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36290724/posts/default/116125678382189435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tosyalikoseyazilarim.blogspot.com/2006/10/deneme.html' title=''/><author><name>filiztosyali</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08274288244097886345</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
